• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Ankara 8 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Bursa 14 °C
  • Antalya 16 °C
  • İzmir 16 °C

CHP, 3 yasanın iptalini istiyor

CHP, 3 yasanın iptalini istiyor
CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kanunu, 6331 sayılı İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu ile 6332 sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nun iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduklarını açıkladı.

Meclis’te bir basın toplantısı düzenleyen Gök, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun önceki yıllarda çıkarıldığını ancak Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini hatırlattı. Haziran ayında yeniden çıkarılan bu kanunun AB müktesebatından dolayı ve ilerleme raporlarında Türkiye’nin bir görevini yerine getiriyor izlenimi vermek için çıkarıldığını belirten Gök, “Başka ülkelerde çocuk hakları, insan hakları gibi konularda çok çeşitli kamu denetçiliği kurumları kurulmuştur. Türkiye’de ise sadece bir Kamu Denetçiği Kurumu kurulmakta ve bunun da 5 üyesi bulunmaktadır. İdari yargının yükünü hafifleteceği gerekçesiyle kurulan bu kurumun ülkemizin nüfusuna bakarak ihtiyaçlara cevap veremeyeceği çok açıktır” dedi.

Gök ayrıca, bu kanuna göre baş denetçinin Meclis tarafından ilk iki turda salt çoğunluk, son turda çoğunluk aranarak seçileceğini belirterek “Bu da baş denetçiyi AKP iktidarının seçeceği anlamına gelmektedir; bu AB’nin istediği değildir” diye konuştu.

Gök, diğer denetçilerin de TBMM Dilekçe Komisyonu ve İnsan Hakları Komisyonu tarafından seçileceğini belirterek, bu komisyonlarda da AK Parti çoğunluğunun bulunduğunu söyledi. Gök, “Dolayısıyla iktidarın yine AB’yi arkadan dolanarak, aldatarak bir yasa çıkarması söz konusudur. Belki Türk halkını aldatabilirler ama Avrupalıların çok dikkatli takip ettiklerini söylemek isterim” dedi.

Ayrıca bu kuruma ‘idare yargıya başvuru yolları tükendiğinde başvurulacağını’ belirten Gök, şöyle konuştu: “İdari yargıya başvurduktan sonra kamu denetçiliğine başvurulması, kamu denetçiliğinin acil müdahale edebileceği alanları da engellemektedir. Yani idari yargı sistemimizde zaten duruşmalar uzun sürmektedir; idari yargı ve Danıştay boyutu neredeyse 5-6 yıl sürmektedir. 5-6 yıl sonra Kamu Denetçiği Kurumu’na başvuru yapılmasının getirilmesi konunun güncelliğinin ve aciliyetinin de yitirilmesine neden olacaktır”

İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİNDE DEVLET DENETİMİ KALDIRILMIŞTIR

Gök, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası’nın da, iş güvenliği ve sağlık hizmetlerinin tüm işyerlerinde uygulanacağını belirtmekle beraber, iş güvenliği ve sağlığı kavramlarının neyi ifade ettiğinin yasada belirtilmediğini,muğlak bırakıldığını söyledi.

Yasanın, sistem ve kurumdan yoksun bırakıldığını, hizmetin uyulama araçlarının piyasaya verildiğini ve devletin denetiminin kaldırıldığını belirten Gök, sözlerine şöyle devam etti: “Güvenlik ve sağlık hizmeti üstlenecek, mühendis ve hekimlerin hak ve yetkileri düzenlenmemiştir; işletme ve yetkili makamla ilişkileri belirlenmemiştir. En önemlisi somut norm uygulamasına yönelik tüm düzenlemeler yönetmeliklere bırakılmıştır. Önemli bir konuda kanun çıkarıyorsunuz ama en önemli uygulama alanlarını düzenleyecek norm uygulamalarını yine iktidarın çıkaracağı yönetmeliklere bırakıyorsunuz. Yasada bu düzenlemelerin belirlenmesinde sosyal tarafların görüşünün alınacağına dair hiçbir ibare eklenmemiştir."

Önceki yasada belirlenmiş olan kimi hükümlerin yasadan çıkarıldığını anlatan Gök, şunları söyledi: "yönetmelik konusu yapılarak güvencesiz hale getirilmiştir. 18 yaşından küçüklerin ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamayacağına ilişkin yasak, gece çalışmalarındaki süre yasal bir hak olarak düzenlenmiş iken, bu yasada yine yönetmelik düzenlemesine konu edilmiş ve 18 yaşından küçükler korumasız bırakılmıştır.

Sonuç olarak bu yasa öncelikle işletmenin ve işin taşıdığı riskin, çevre ile olan ilişkisini ele almadığından Anayasamızın ilgili maddelerine; iş güvenliği hizmetini ve denetimini Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş şirketlere bıraktığından yine anayasamızın eşitlik ve sosyal devlet ilkelerine, lisans eğitimi sonucu unvan almış mühendislerin eğitimini özel kurs veya şirketlere bıraktığından anayasamızın çeşitli maddelerine aykırıdır.”

DEVLETLEŞEN BİR KURUM İNANDIRICI OLAMAZ

Gök, İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nun da AB müktesebatına uyum için çıkarıldığını ve yasanın hazırlanma sürecinde bütün stö’ler, aydınlar, tüm barolar, insan hakları derneklerinin bu yasanın derhal geri çekilmesini istediklerini ve bu yasanın bir aldatmaca yasası olduğunu daha tasarı görüşülürken belirttiklerini söyledi.

AB’nin ilerlemeden sorumlu yeni atanan komiserinin de bu haliyle çıkması halinde yasaya karşı çıkacağını açıkladığını, buna rağmen yasanın çıkarıldığını belirten Gök, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsan hakları ihlallerini inceleyecek kurumun bağımsız olması gerekir; ama bu getirilen yasada kurum 11 üyeden oluşmaktadır ve 7’sini Bakanlar Kurulu, 2’sini cumhurbaşkanı atayacaktır. Bir üyesini Barolar Birliği, bir üyesini de YÖK atayacaktır. Yürütmenin bu kadar güçlü temsil edildiği bir insan Hakları Kurumu’nun, yani iktidarın çoğunluğunu atadığı bir kurumun, devletin yaptığı hak ihlalleri hakkında yeteri kadar sesini çıkarması, bunların üzerine gitmesi söz konusu değildir”

Kurumun Başkanlığa bağlandığını ve idari-mali özerkliğinin de bulunmadığını belirten Gök, AB’nin kabul ettiği İnsan Hakları Kurumu’nun böyle olamayacağını söyledi. Gök, “insan hakları kurumunun iktidarın atadığı çoğunlukla kesinlikle insan hakkı ihlallerinin üzerine gitme erkini elinde bulunduracağını söylememiz söz konusu olamaz. Nasıl olsun ki? Başbakan kuruma birini atayacak ve bu üye daha sonra kalkacak başbakanın belirlediği bürokratların hak ihlalleri hakkında rapor hazırlayacak. Bu kesinlikle mümkün değil” dedi.

BÖYLE BİR KURUMDAN ADİL TAVIR BEKLENEMEZ

Gök, kurumun yapacağı soruşturma sonrası yapılacakların da belirsiz olduğunu belirterek, sadece ilgili kuruma sonucu bildirme yetkisi olduğunu söyledi. Bu kuruma güvenerek başvuru yapılamayacağını belirten Gök, şöyle konuştu: “Bu kurumdan adil bir tavır bekleme şansınız yoktur. Başbakanın atayacağı, parasını vereceği İnsan Hakları Kurumu’nun Türkiye’ye kazandıracağı hiçbir şey yoktur. AKP, Türkiye’nin tüm sanayi tesislerini satıyor, özelleştiriyor. AKP bunu yaparken İnsan Hakları Kurumu’nu ise devletleştirmiştir. Devletleştirilen bir kurum inandırıcı olmaz, önce insanlar, sonra sivil toplum, bütün dünya inanmaz. Tam bir aldatmaya yasadır. AKP’nin demokrasi ve insan haklarına bakışını gösteren tipik bir yasadır. Kendi görüşüne yakın insanları doldurulacağından şüphe etmediğimiz bir kurumun Türkiye’ye vereceği hiç bir şey olduğuna inanmıyoruz."

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu haber toplam 1406 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim