• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Ankara 15 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Bursa 19 °C
  • Antalya 18 °C
  • İzmir 18 °C

Danıştay iptali, hizmet başı faturalamaya da engel mi?

Danıştay iptali, hizmet başı faturalamaya da engel mi?
Haziran 2007'de yürürlüğe giren Sağlık Uygulama Tebliği'ne Danıştay tarafından açılan dava, çözümden çok kargaşaya neden oldu. Konuyla ilgili açıklamalarda bununan Dr. Halis Doğan, sektörde yaşanan belirsizliği SD'ye anlattı.

Haziran 2007'de yürürlüğe giren Sağlık Uygulama Tebliği'ne Danıştay tarafından açılan dava, çözümden çok kargaşaya neden oldu. Konuyla ilgili açıklamalarda bununan Dr. Halis Doğan, sektörde yaşanan belirsizliği SD'ye anlattı.


Geçtiğimiz yılın Haziran ayında yürürlüğe giren Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile hastaların sadece tetkik amacı ile özel laboratuvar ve özel görüntüleme merkezlerine sevkleri ortadan kaldırıldı. Bundan da özel laboratuvar ve görüntülememe merkezlere ciddi zarar gördü. Özel laboratuvar dernekleri, sevki önleyen uygulamanın iptali için Danıştay’a başvurdular. Ayrıca paketler nedeniyle tetkik isteminin azalmasını da dava konusu ettiler.

İlgili derneklerin sevkle ilgili yürütmeyi durdurma talebini reddeden Danıştay, hastanelerin yaptıkları hizmeti kuruma nasıl faturalanacağı ile ilgili SUT 24. Madde’nin yürütmesini ise durdurdu. Yürütmesi durdurulan alan, sektörde ciddi bir kargaşaya neden oldu. Konuyla ilgili Dr. Halis Doğan, SD’ye açıklamalarda bulundu. Doğan’ın açıklamaları şöyle:

"Ülkemiz sağlık sistemindeki değişim her açıdan baş döndürüyor. Bu durum, olumlu pek çok şey yanında, birçok olumsuzluğu da içinde barındırmaktadır. Olumsuzluğun en önemlisi, belirsizliktir. Karar vericiler dâhil tüm sağlık profesyonelleri bu belirsizlikten etkilenmektedir. Belirsizlik ciddi kargaşa potansiyeline sahiptir.

Hukuk sistemimiz; bunda istemeyerek pay sahibi olmuştur. Danıştay’ın son yürütmeyi durdurma kararı, sistemi kökten etkileyecek nitelikler taşımaktadır. İptal istemini savunan derneklerin, kendi çıkarlarını savunmaları en tabii haklarıdır. Hastaların laboratuvarlara doğrudan başvuramamasından olumsuz etkilenmişlerdir. Başvuru sonrası ortaya çıkan karar onların talebini karşılamamıştır. Ancak onlara yaramayan sistemi kimseye de yarayamaz hale gelmiştir.

Hukukçu değil yöneticilik yapan bir hekimim. Belki değerlendirmelerim hukuki yanlış ve eksikler içerecektir. Bu nedenle daha çok, anlamak amacıyla sorular soracağım. Öncelikle Danıştay kararındaki hukuka aykırılığın gerekçeleri bende soru işaretleri bıraktı. Gerekçe şöyle: “Tebliğ ile yapılan düzenlemenin, hukuken geçerli somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, bu tebliğ kapsamında bulunanların Anayasa’da ifadesini bulan sağlık hakkına ulaşmalarını ve bu haktan en iyi biçimde yararlanmalarını kısıtlayıcı ve engelleyici nitelikte olduğu, dolayısıyla bireyin ve toplumun sağlığını olumsuz yönde etkileyecek hükümler içermesi nedeniyle, kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden de hukuka aykırı bulunmaktadır.

Bu, düzenlemelerin tamamen bilgiye, belgeye, bilime ve araştırmaya dayanmadan yapıldığı anlamına mı gelmektedir? Bu, bugüne kadar birikimleriyle bu düzenlemeye katkı verenlere haksızlık değil midir? Davayı açanlar da, kurumun bu tür çalışmalarına bilim adamı sıfatıyla katılmamışlar mıdır? Yoksa kurum, verilen emeği mahkemeye iyi anlatamamış mıdır? Düzenlemelerin sağlığa ulaşma hakkının kısıtlanması ne anlama gelmektedir? Kısıtlama içermeyen düzenleme mümkün müdür? Kısıtlama konmaması, isteyen herkese istediği her şeyi yapma imkânı vermez mi? Pozitif listeler, liste dışında kalan her şeyin yasaklanması değil midir? Bu cümle “Kimse sağlıkla ilgili düzenleme yapamaz” sonucunu çıkarır mı? Tebliğin tüm hükümleri tartışmalı hale gelmez mi? Bu düzenlemelerin toplum sağlığını etkilemesi yargısı hangi bilimsel dayanaklara sahiptir? Kim, bu düzenlemenin toplum sağlığına etkisi konusunda öncesi ve sonrasını karşılaştıran bilimsel bir çalışma yapmış ve bu düzenlemelerin olumsuz etkilerini tespit etmiştir? Bu süreçte sağlığa ait hangi parametrelerde gerileme olmuştur? Hukuk kurumlarının yargısı bilimin kurallarından azade midir?

Kısıtlamaların tek başına sağlığı etkilemesi zaten söz konusu değildir. Esas olan, kısıtlamaların uygulayıcılar üzerindeki etkileridir. Bu durumda bilimsel olarak değil, akıl yürütmeyle varılan toplum sağlığının olumsuz etkilenmesinde sağlık personeli ve yöneticileri sorumsuz mudur? Bu tür kısıtlamaların ana gerekçesi, uygulamacıların kötüye kullanımı değil midir?

5510 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesi’nde iptaline ilişkin davada aynı konuda Anayasa’ya aykırılık iddiasını mahkeme reddetmiştir. Bu konuda Mahkeme şöyle demektedir: “Dava dilekçesinde, 63. maddenin ikinci fıkrasının, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile bu maddenin (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini belirleme konusunda Sosyal Güvenlik Kurumuna yetki verdiği, bu yetkinin hastaya verilecek kan ve kan ürünleri ile harçları, kişisel tıbbi malzemelerin miktar ve süresini belirlemeyi de içermesi, dolayısıyla sağlık hakkını sınırlaması nedeniyle, Anayasa’nın 2., 11., 17., 56. ve 60. maddelerine, ayrıca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin kapsamını belirlemeyi de içermesi nedeniyle Anayasa’nın 6., 7., 8. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Yasa’nın 63. maddesinin ikinci fıkrasında, “Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Kurum, bu amaçla bilimsel komisyonlar kurar, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir.” denilmektedir.

Yasayla düzenleme, konunun tüm ayrıntılarının yasayla belirlenmesini değil, temel ilkelerin, ölçü ve sınırların yasada gösterilip uzmanlık ve teknik konulara yönelik ayrıntıların düzenlenmesinin yürütme organına bırakılmasını ifade eder.

Yasa’nın 63. maddesinde finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi belirtildikten sonra, 64. maddesinde Kurumca sağlanmayacak sağlık hizmetleri açıkça gösterilmiştir.

63. maddenin ikinci fıkrası ile Kuruma verilen yetki, bir sağlık hizmetinin kapsama alınması ya da alınmamasını saptama değil, sağlık hizmetinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde sayılan sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemektir.

Sağlık hizmetlerinin çeşitliliği, teşhis ve tedavi yöntemlerindeki bilimsel gelişmeler karşısında bu yöntemlerin yasada belirlenmesinin işin niteliğine uygun olmadığı, ayrıca Kurumun bu belirlemeyi bilimsel komisyonlar kurarak ulusal ve uluslar arası tüzel kişilerle iş birliği içinde gerçekleştirebileceği gözetildiğinde kuralın, Anayasa’nın 7. maddesinde belirtilen yetki devrini içermediği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. ve 8. maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 6. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.”

Burada hukuken kafamın karıştığını söyleyebilirim. Anayasa’yı kimin yorumuyla okuyacağız? Hukuki yönü bir yana, parayı kuralsız, kısıtlamasız, nasıl yönetebilirsiniz? Mali kaynaklar sınırsız mıdır? Değerlendirme sadece tanı ve tedaviye erişim üzerinden yapılmalıdır? Sürdürülebilirlik hiç önemli değil midir?

Kararın gerekçesinden sonra neleri içerdiği anlamaya çalışalım. SUT 24. Madde’nin tümüyle yürütmesi durmuştur. 24.2.2.6. Paket işleme dâhil olmayan tıbbi malzemeler istisna tutulsa da paket olmayınca istisnanın uygulama alanı kalmamıştır. 24. Madde sağlık hizmetinin karşılama yöntemi ile ilgili maddedir. Böylece sağlık hizmetlerinin karşılanması yani, hizmet sunucularına ödemenin yürütmesi durdurulmuş mudur?
Bakın 24. Madde ayaktan ve yatarak verilen hizmetin kuruma faturalanması kurallarını içeriyor.

24. Sağlık hizmetlerinin karşılanma yöntemi
24.1. Ayaktan tedavilerde sağlık kurum ve kuruluşlarına başvuru başına ödeme
24.1.1. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında ödeme
24.1.2. İkinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında ödeme
24.1.3. Ayakta tedavilerde sağlık kurum ve kuruluşlarında başvuru başına ödeme uygulamasına dahil olmayan işlemler
24.1.3.1. Birinci basamak sağlık kuruluşları
24.1.3.2. İkinci ve üçüncü basamak sağlık kurumları
24.2. Yatarak tedavide ödeme
24.2.1. Sağlık kurumları fiyat listesi (EK–8) üzerinden ödeme
24.2.2. Sağlık kurumlarında Paket İşlem Fiyat Listesi (EK–9) uygulama ilkeleri
24.2.2.1. Paket işlem tanımı
24.2.2.2. Paket işlemlerin kapsamı
24.2.2.3. Ameliyat öncesi hazırlık işlemleri
24.2.2.4. Hizmetin iptal olması veya yarım kalması
24.2.2.5. Ameliyat sonrası kontroller ve testler
24.2.2.6. Paket işleme dâhil olmayan tıbbi malzemeler
24.2.2.7. Komplikasyonlar ve eşlik eden hastalıklar
24.2.2.8. Birden fazla kesi ve birden fazla ameliyat
24.2.2.9. Üniversite hastaneleri ile eğitim ve araştırma hastanelerinde Tebliğ eki EK–9 Listesinin uygulanması

Maddenin yürütmesi durunca tüm usullerin yürütmesi durmuş olmuyor mu? 24.2.1. Sağlık kurumları fiyat listesi (EK–8) üzerinden ödeme, 24.2.2. Sağlık kurumlarında Paket İşlem Fiyat Listesi (EK–9) uygulama ilkeleri, 24.1. Ayaktan tedavilerde sağlık kurum ve kuruluşlarına başvuru başına ödeme.

Mahkeme kararının tamamını okuyunca paketlerle ilgili değerlendirmelerin ağırlıkta olduğu görülüyor. Hizmet başına ödeme ile ilgili hususlar tartışma konusu edilmiyor. Ancak hizmet başı ödemenin birkaç başlık dışında yapılabilmesinin yasal dayanağı, 24. Madde’dedir. Bu iptal edilince aşağıdaki başlıklar dışında ayrıca bir düzenleme yapmaksızın Sağlık kurumları fiyat listesi (EK–8) üzerinden ödeme yapmanın yasal dayanağı ne olacaktır?

İlave düzenlemeye ihtiyaç olmaksızın sorunsuz  sağlık kurumları fiyat listesi (EK–8) üzerinden ödeme yapılabilecek alanlar şunlardır: Kaplıca tedavileri, kan ve bileşkeleri, hiperbarik oksijen tedavileri, ekstrakorporeal fotoferez tedavisi, aletli periton diyalizi, ambulans bedelleri.

Mahkeme kararı, tebliğin sağlık kurumlarında Paket İşlem Fiyat Listesi (EK–9)  listesinin de yürütmesini durdurmuştur. Burada ağırlıklı yatarak tedavi paketleri vardır. Bunun açıkça uygulama imkânı durdurulmuştur.

Sağlık kurumlarında ayaktan tedavilerde,  Tebliğ eki (EK–10/B)  “Ayaktan Tedavilerde Sağlık Kurum ve Kuruluşlarına Başvuru Başına Ödemede Uzmanlık Dallarına Göre Fiyat Listesi” ve (EK–10/A) ile “Ayaktan Tedavilerde Sağlık Kurum ve Kuruluşlarına Başvuru Başına Ödemede Sağlık Kurumları Sınıf ve Kodları Listesi” ile  ilgili bir yürütmeyi durdurma yapılmamıştır. Bu durumda ayaktan tedavi paketleri uygulanabilir mi?

Bu düzenlemenin sağlık bakanlığı hastaneleri için bir sorun oluşturmayacağı gözükmektedir. Çünkü onlara ödenecek para önceden bellidir. Ancak, diğer tüm taraflar (sözleşmeli sağlık hizmet sunucuları (kamu ve özel), otomasyon şirketleri, tıbbi malzemeciler ve SGK) için ciddi sorun yaşanma ihtimali çok yüksektir. “Hastaneler hizmetlerini başkaca düzenleme olmaksızın faturalayabilir mi, faturalama hizmet başı yapılırsa; kurum bu faturaları inceleyebilir mi, incelerse nasıl inceler” cevabı çok kolay olmayan sorulardır.

Kurum Başkanı Sayın Acar yayınladığı yorumsuz genelgeyle ateş topunu aşağıya attı. Ateş topu Sayın Türkoğlu’nda. Bakalım o da Sayın Acar gibi klâs bir vuruş yapabilecek mi?"

Kaynak :

Bu haber toplam 2019 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim