• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Bursa 21 °C
  • Antalya 30 °C
  • İzmir 25 °C

Erdoğandan doktorlara müjde

Erdoğandan doktorlara müjde
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "tam gün" yasasıyla birlikte doktorların kazancında önemli bir artış olacağını söyledi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında, 2010 yılına hem ulusal hem de küresel ölçekte çok yoğun gündem maddeleriyle girdiklerini ifade ederek, Hükümet olarak tüm bu gündem maddelerini çok yakından takip ettiklerini, yeni yıla Türkiye'nin AK Parti ile elde ettiği kalkınma ve ilerleme ivmesini en küçük bir yavaşlamaya mahal vermeden sürdürme kararlığıyla girdiklerini söyledi.

Aynı şekilde sorun alanlarının üzerine tek tek gittiklerini, cesaretle, kararlıkla tüm sorun alanlarını çözümle buluşturmanın kararlı mücadelesini verdiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Geçtiğimiz hafta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moodys, Türkiye'nin kredi notunu artırdı ve BA3'den BA2'ye yükseltti. Onun öncesinde de Fitch adlı kuruluş notumuzu 2 kademe birden artırarak BB negatifden BB pozitife çıkarmıştır.

Krizin miladı diyebileceğimiz Eylül 2008'den bugüne kadar aralarında Yunanistan, İspanya, Portekiz, İrlanda, Rusya ve Meksika'nın da bulunduğu yaklaşık 40 ülkenin kredi notu toplamda yüz kez düşürüldü. Aynı dönem içerisinde yalnızca 14 ülke için 20 adet kredi notu artışı yapıldı. Türkiye, küresel kriz sürecinde notu artabilen 14 ülke arasında yer alma başarısını gösterdi. Dikkatinizi çekiyorum; kredi notu artışları, ülkemizin krize karşı gösterdiği dayanıklılığın ve Hükümetimizin piyasalara verdiği güvenin uluslararası camia tarafından teyit edildiğinin bir göstergesidir. Muhalefetin kriz tellallığı yaptığı böyle bir dönemde uluslararası kuruluşlar, Türkiye'nin doğru bir yolda olduğunu, başarılı bir kriz yönetimi yaptığını, her geçen gün güven katsayısını daha da artırdığını teyit etmiş oldular. Geçen hafta da ifade ettim; Türkiye 2010 ve sonrasında dünyada en hızlı büyüme kaydedecek ülkeler arasında gösteriliyor. Krizinden en hızlı çıkacak ve krizin hasarlarını inşallah en hızlı telafi edecek ülkeler arasında olacağı uluslararası kuruluşlar tarafından teyit ediliyor.''

-''POPÜLİZM''-

Rakamlar ve göstergeler konusunda Türkiye'nin ekonomik manzarası konusunda hiçbir zaman popülizm yapmadıklarını ifade eden Erdoğan, tablo neyse bütün netliğiyle ortaya koyduklarını belirtti. Tabloyu bütün şeffaflığıyla milletle paylaştıklarını anlatan Erdoğan, ''Biz, geçmişte her fırsatta pembe tablolar çizerek ardından milletimize hayal kırıklığı yaşatan iktidarlardan olmadık'' dedi.

Açık, açık, gayet samimi bir şekilde olumlu ya da olumsuz her gelişmeyi milletle paylaştıklarını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Başarılı olduğumuz noktaları dile getirdiğimiz kadar, sorun alanlarını da dile getiriyor, bu şekilde milletimizle son derece sağlık bir iletişim tesis ediyoruz.

2008 yılında ABD'de krizin ilk sinyalleri alınmaya başlandığı andan itibaren biz de tedbirleri almaya başladık. İktidarımız döneminde gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlara ek olarak krizin etkilerini de asgari seviye tutmak için ciddi önlemleri uygulamaya koyduk. Bakınız, ben hiç bir zaman 'bu kriz bizi etkilemeyecek' demedim. Dünya ile entegre olmuş bir Türkiye'nin krizden etkilenmesi gayet tabii olarak kaçınılmazdır. Ama ben dikkat ederseniz, 'teğet geçecek' dedim. Ama bunlar, ne yazık ki şöyle bir lütfedip de acaba teğet ne demektir buna da bakmadılar. Geçenlerde bir karikatürist, teğeti gayet güzel bir şekilde çizmiş. Gayet güzel bir şekilde ortaya koymuş. Demek ki bunları da pek takip etmiyorlar. Bunu eğer takip etmiş olsaydılar, demek ki bunun az da olsa bir sürtünme payı olacak... Bir şeyler alıp oradan götürecek. Bunu görmüş olurlardı. Bugün de bu sözümün ne kadar isabetli olduğunu artık çok daha net biçimde -ben söylemiyorum- piyasa analistleri söylüyor. Ve hepsi de ağırlıklı olarak finans sektörü bunu tespit ettiği gibi, reel sektör de şunu söylüyor: Teğet geçmedi, biraz daha fazla oldu. Bunu der duruma geldiler. Demek ki bir ölçü oturdu artık yerine.

Türkiye, küresel bir felaketten, yüz yılda bir görülecek bir krizden en az zararı görerek başarıyla çıkmasını beceriyor. Bu bile Türkiye'nin ulaştığı ekonomik dayanıklılığı göstermesi açısından önemlidir. Türkiye, yaşanan küresel kriz sayesinde hem ekonomik dayanıklılığını ortaya koymuş hem de başarılı bir kriz yönetimi sergileyebileceğini tüm dünyaya göstermiştir. İzlanda'nın yaşadığı sıkıntılara bakın. Komşumuz Yunanistan'da yaşanan sıkıntılara bakın. ABD, Japonya, İngiltere, Fransa gibi büyük ekonomilerin yaşadığı sıkıntılara bakın. Türkiye, krizi bu ve benzeri ülkelere kıyasla en az zararla aşma başarısını göstermiştir. Göstermeye de devam ediyor.''

-''SAYIN BAHÇELİ, SİZ EMEKLİ VATANDAŞLARIM İÇİN NE YAPTINIZ?''

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye, emekli vatandaşlar için ne yaptıklarını sorarak, ''Hangi yüzle, hangi vicdanla benim emekli vatandaşlarıma yaptığımız ücret artışlarını eleştiriyorsunuz? Hangi yüzle siz bu artışları yetersiz buluyorsunuz?'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, muhalefetin ülke genelinde kimi lokal örnekleri, kimi istisnai örnekleri zorlama bir şekilde gündeme taşıyarak, Türkiye'nin bu başarısını gölgeleme gayreti içinde olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

''Buna kimsenin hakkı yoktur. Her zaman söylüyorum; ekonomide beklentiler son derece önemlidir. Ekonomide morallerin yüksek olması son derece önemlidir ama bakıyorsunuz muhalefet küresel kiriz ipine sımsıkı tutunmuş, eline geçirdiği 3-5 örnek üzerinden tüm ülkeleye bir karamsarlık, bir kötümserlik pompalamanın peşinde. Bu ülkede kendi kendilerine kriz çıkardılar. Kendi çıkardıkları krizi yönetemediler ve krizin altında kaldılar. Bugün kalkmışlar bizim küresel kriz yönetimimizi eleştirme cüretini gösteriyorlar.

Biz, Hükümet olarak, Türkiye'nin değil, dünyanın krizini ülkemizin imkanlarıyla atlatmayı kendi imkan ve becerilerimizle aşmayı nasıl başarabileceğimizi herkese gösterdik, gösteriyoruz. Bizim farkımız bu.

MHP'nin tabanını tenzih ederim. Sayın Bahçeli çıkmış emeklilere yapılan zamları yanındaki malum efradıyla, güya protesto ediyorlar. Meclisi markete çevirmiş. Önlerine unu bulguru doldurmuş güya bizim yaptığımız zamları eleştiriyorlar. Allah aşkına bir siyasi parti kendisine bu kadar zarar verebilir mi? Kendisini kendi eliyle bu kadar tuzağa düşürebilir mi? Kendi kazdığı kuyuya kendisi düşer mi? 3,5 yıl iktidarda kaldınız. Bu kadar mahirdiniz, bu kadar başarılıydınız, milletin size verdiği 5 yıllık iktidar görevini niçin 3,5 yılda bırakıp da kaçıp gittiniz? Devam ettirseydiniz, 5 yılı tamamlasaydınız. Bunu başaramadınız. Siz bir defa bu noktada, artık test edilmiş bir siyasi partisiniz. Durumunuz ortada. Bu demektir ki size zaten böyle bir görev teslim edilemez. Şimdi bunu soruyorum: Sayın Bahçeli, siz emekli vatandaşlarım için ne yaptınız? Hangi yüzle hangi vicdanla benim emekli vatandaşlarıma yaptığımız ücret artışlarını eleştiriyorsunuz? Hangi yüzle siz bu artışları yetersiz buluyorsunuz?

Gösterge olması bakımından TÜİK'in rakamlarına dayanarak, burada, sadece bir kaç örnek veriyorum. Ama buradan bir şey hatırlatıyorum; bizim iktidarımız döneminde, bu dönemde emeklilere yaptığımız zam benzerini bir de Abdullah beyin Başbakanlığı döneminde (Cumhurbaşkanı Abdullah Gül) AK Parti olarak gerçekleştirmiştik. Yani bu, rutinin dışında yapılan bir zam olmuştu.''

-KIYASLAMA-

2002 Kasım ayında net asgari ücretin 184 TL olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bakın, ben rakam üzerinden farklı konuşacağım bugün. Sayın Bahçeli rakamdan ne kadar anlar onu bilemem. Herhalde yanında anlayanlar vardır. Onlarla şöyle bir oturup değerlendirsin. Çünkü, kılavuz meselesi bu. 1 litre süt o zaman neydi biliyor musunuz? 1,15 TL. O günkü asgari ücretle 160 litre süt alınabiliyordu. Bugün asgari ücret 577 TL. Bir litre süt 1,90 TL. Bugün asgari ücretle 304 litre süt alabiliyorsunuz. Artış oranı yüzde 90. Bakın, süte sütle cevap veriyorum. Bundan daha güzel örnek olabilir mi?

2002 sonunda en düşük SSK emekli aylığı 257 TL. Bu maaş, 276 kilogram ekmeğe karşılık geliyor. Şu anda en düşük SSK emekli aylığı 683 lira. Bu maaş 336 kilogram ekmeğe tekabül ediyor. Sayın Bahçeli, bak, geri gitmiyoruz, ileri gidiyoruz. Ne kadar, bunda da yüzde 22... Bağ-Kur esnaf emekli aylığı biz geldiğimizde sadece 149 liracıktı.Ey benim Bağ-Kur'lu kardeşim. Şu anda en düşük esnaf emekli aylığı 555 lira. Dikkat ediniz, 2002 sonunda bir esnaf, emekli aylığıyla 148 kilo makarna alabilirdi, bugün 288 kilo makarna alabiliyor. Artış yüzde 95.

Bağ-Kur tarım emeklisinin aylığı 2002 sonunda; şu rakama bakın Allah aşkına... Bunun hesabını Sayın Bahçeli'den o zamanki ortaklarından kim soracak? Ne alıyordu biliyor musunuz? 66 lira? 66 lira... Peki bunu şu anda 380 liraya kim çıkardı? AK Parti iktidarı çıkardı. Ondan sonra (biz çiftçinin yanındayız, köylünün yanındayız) diyorlar. İşte ortada gerçek. 2002 sonunda Bağ-Kur tarım emeklisi, maaşıyla 48 kilo toz şeker alabiliyordu, bugün 146 kilo toz şeker alabiliyor. Artış oranı yüzde 203. Halep oradaysa arşın TBMM AK Parti grup salonunda. Ortada herşey...''

Erdoğan, ''cepteki paranın artık güneş karşısında eriyen kartopu gibi ezildiği bir dönemin yaşanmadığını'' söyledi.

''MHP'lilerin önüne dizdikleri ürünleri, benim emekli vatandaşım, onların iktidarında sadece vitrinde seyrediyordu'' diyen Erdoğan, emeklinin, bugün o ürünleri alabildiğini belirtti. Erdoğan, 7 yılda her fırsatta imkanları zorlayarak maaşları artırdıklarını ve bundan sonra da artırmaya devam edeceklerini kaydetti.

Başbakan Erdoğan, krizin yaşandığı 2008 yılında 306 bin otomobil satılmışken, 2009'da 369 bin 819 otomobil satıldığına işaret ederek, küresel krize rağmen 2009'da araç satışının 64 bin arttığını belirtti. Erdoğan, ''Krizi istismar aracına döndürmek isteyenlere bu rakamları ithaf ediyorum'' dedi.

ECZANELERİ NASIL KAPATIYORSUN

AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''(Eczaneleri kapatıyorum) dediğin, kendinde böyle bir güç bulduğun zaman, biz, atılması gereken adımı atarız. Şu dernekmiş bu dernekmiş dinlemeyiz'' dedi.

Halkın sağlığını ideolojilere kurban etmeyeceklerini belirten Erdoğan, ''Şu anda sorumlu olan birlik, ilgili bakanımla -davetini yapmıştır- ya oturur anlaşır, oturmadığı takdirde de biz müracaat eden bütün eczanelerle anlaşmalarımızı yapar, yolumuza devam ederiz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, sağlıkta dönüşüm projesini anlattı.

Tam Gün Yasa Tasarısı'nı TBMM Genel Kurulunda görüşmeye başlayacaklarını ifade eden Erdoğan, bu tasarının amacının halka yüksek standartlı, kaliteli ve kolay erişebilir bir sağlık hizmeti vermek, sağlık çalışanlarına yeni imkanlar sunmak olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Biz, Cumhuriyet tarihinde sağlıkta en büyük devrimi gerçekleştirdik, buna 'inkılap' da diyebilirsiniz. Bütün alanlarda, bu adımları gün be gün artırarak devam ediyoruz. Derdimiz... Biz dertliyiz. Dertli olan vatandaşımın derdine derman olmak. Bunu yaparken önce ne dedik? Söylemek zorundayım. 'Bütün hastaneleri birleştireceğiz' dedik, bununla da kalmayacağız... Devlette reformist bir anlayış getiriyoruz. Koordinatör devlet anlayışını getiriyoruz. Devletin bu kurumlarının yanında özel sektörün, vakıfların hastaneleri var. Bütün bunları da koordine etmek suretiyle, bunlarla da anlaşmaya gideceğiz ve benim vatandaşım, bütün bu hastanelerden istifade edecek. Kapısından içeri adım atma fırsatını bulamayan vatandaşım, o lüks hastanelere girebilir hale geldi. Bu neyi gösterir? Bu, AK Parti iktidarının vatandaşına olan saygısını, sevgisini gösterir, biz bunu başardık. 8-10 kişinin yattığı koğuş sistemi hastaneler, -affedersiniz- koskoca koridor boyunca bir tuvalet... Sağlam girsen içinden hasta çıkarsın. Böyle bir dönem... Biz şimdi bunları değişime tabi tuttuğumuz gibi, yeni hastanelerde 1-2-3 kişilik odalarla farklı bir hastane anlayışını getiriyoruz.

Hakkari'de bunu görürsünüz. 150'şer yataklı 2 tane hastanenin bizzat açılışını ben yaptım. Kimsenin buralara hastane götürmek gibi derdi yoktu, ama biz bunu yaptık. Böyle bir ayrımcılığın içerisinde olmadığımızı, AK Parti iktidarı olarak gösterdik. İşte demokratik açılım, milli birlik kardeşlik projesi bu. Bunu biz yaptık. Herkes işin lafını yapıyor biz icraatını yapıyoruz. Eğer bugüne kadar oraya bir hizmet gitmemişse, burada bir dengesizlik su kaçığı var. Biz bunu ortadan kaldırdık.''

-''MERMERE DAMLA DAMLA SU VURACAK''-

Başbakan Erdoğan, hastane kapılarında ilaç almayı bekleyen vatandaşları, bu sıkıntıdan kurtaracaklarını söylediklerini anımsattı.

Vatandaşın sabah namazından sonra kuyruğa girdiğini ve sıranın ne zaman geleceğini bilemediğini belirten Erdoğan, ''Bunu anlatıyoruz ama gene anlatacağım. Mermere damla damla su vuracak ve mermer de hedef gerçekleşecek'' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''Anayasa'da demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti diyeceksin. Hani hukuk devleti, hani sosyal devlet? Öyleyse bunu yapacağız. Ne yaptık? 2,5 katrilyonluk matrahı serbest eczanelere devrettik. Benim vatandaşım gitsin serbest eczaneden ilacını rahatlıkla alsın'' diye konuştu.

Bu süreci başlattıklarını dile getiren Erdoğan, uygulamada bazen aksaklıkların da yaşanabildiğini ve bundan sonra da yaşanabileceğine işaret etti.

Başbakan Erdoğan, ''Dünyanın en ileri ülkelerinde, bu tür sıkıntılar var. Obama'yı sağlık reformuna götüren hadisenin nelere mal olduğu çok açık ve net ortada. ABD'ye gitmeden önce Sultanahmet Camisi'nde Amerikalı turistlerle görüştüm. Bana dediler ki 'siz ciddi bir sağlık reformu yapmışsınız, bunu Sayın Obama'ya da anlatsanız' dediler. Az bir oy farkıyla da olsa Sayın Obama hedeflediği sağlık reformunu gerçekleştirdi'' dedi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sağlık konusu ideolojilere kurban edilemez, itfaiye konusu ideolojilere kurban edilemez, diyanet konusu ideolojilere kurban edilemez, yargı, polisiye, güvenlik ideolojilere kurban edilemez. Zaman zaman bu tür şeyleri görünce üzülüyoruz. Bakıyorsunuz, hastanelerde işi durduracaklarmış. Bu olacak iş mi? Ameliyat masasında, acilde, benim vatandaşım, beyefendiler eylemi bitirsin gelsin de ondan sonra ameliyat için bekleyebilir mi? 'Efendim biz oralara nöbetçi bıraktık.' Neyin nöbetçisini bıraktın, öyle şey olur mu? Böyle bir şeyi yapamazsın. Bu, aldığın o emeğin karşılığının, bu millet tarafından sana helal olmasını getirmez.

Eczaneleri kapatıyorsun. Nasıl kapatıyorsun, Öyle şey olur mu? Sen eczaneleri kapatıyorum dediğin zaman.... Kendinde böyle bir güç bulduğun zaman, bize düşen nedir? Biz sorumluluk üstlenmişiz. Sorumluluğun gereğinde atılması gereken adım neyse, biz o adımı atarız. Şu dernekmiş bu dernekmiş dinlemeyiz, bu adımı atarız, buna mecburuz. Niye? Çünkü biz, 2,5 katrilyonluk, o günün parasıyla, SSK hastanelerindeki eczaneleri kapattık, size devrettik. Bundan daha güzel kaynak olur mu? Bu denli büyük bir kaynak elinizde, şimdi bu kaynağı buldun, 'bundan sonra nasıl olsa devlet geri dönemez.' Geri dönmem de farklı formüller bitti mi? Farklı formüller üretirim, gene yola devam ederim. Bu konuda eczane sahiplerine... Şu anda sorumlu olan birlik, ilgili bakanımla -davetini yapmıştır- ya oturur anlaşır, oturmadığı takdirde de biz kalkarız, müracaat eden bütün eczanelerle anlaşmalarımızı yapar, yolumuza devam ederiz. Online sistemiyle eczaneler anında hemen ilgili bakanlıkla kontağını kuruyor. Bu konuda, halkımızın sağlığını ideolojilere kurban etmeyeceğiz, ettirmeyeceğiz. Bunu da çok açık söylüyorum.''

Erdoğan, ''Türkiye'yi yıllarca karanlığa mahkum edenler, Türkiye'nin geleceğini de karartma peşinde olanlar, şimdi demokrasiden ürküyor, demokrasiden korkuyorlar'' dedi. Erdoğan, Türkiye'de yıllarca yapay gündemler oluşturularak ve yapay meseleler ortaya çıkarılarak, siyasetin, bu labirentin içinde kaybolup gittiğini ve kendisini kurtaramadığını kaydederek, ne memleketin ne milletin meseleleriyle ilgilenme fırsatını bulamadığını söyledi.

''Şimdi aynı senaryoyu yeniden hayata geçirme gayreti var'' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

''Ankara'da türlü senaryolar üretiliyor, yapay gündemler oluşturulmak isteniyor. Siyaset, bu son gelmez, ülkeye, millete hiçbir yarar sağlamaz tartışmaların içine çekilmek isteniyor. Allah aşkına, yargıyı tartışma konusu yaparak bu ülkeye nasıl bir fayda sağlayacaksınız. Hakimleri, savcıları itham ederek, onları töhmet altında bırakarak, onların görevlerini yapmasını engelleyerek bu ülkeye, millete nasıl bir hizmet verilecek. Kurumları yıpratarak, kurumlar arasına husumet yerleştirmeye çalışarak, kurumları çatışıyor gibi göstererek ne elde edeceksiniz? Yani, bir Başbakan'ın kalkıp da Genelkurmay Başkanı, TSK ile 10 gün içinde 3 kez, 4t kez, 5 kez görüşmesi, bakıyorsunuz anamuhalefet partisini rahatsız etti. Niye rahatsız oluyorsun ya? 3 de görüşür, 5 de görüşür, 10 da görüşür. Sana ne ya, niye rahatsız oluyorsun? Böyle saçmalık olur mu? 'Demokrasilerde böyle şey olmaz' diyor. Sen demokrasiyi tanımadın ki? Asıl, demokrasilerde bunlar olur. Niye rahatsız oluyorsun? Çünkü bugüne kadar bu tür şeylere pek alışık değillerdi. Ama alışacaklar.

Onlar, çetelerle, mafyayla, avukatları vasıtasıyla görüşüyorlar, biz de Genelkurmayımızla, Silahlı Kuvvetlerle görüşüyoruz. Farkımız bu... Ve bakıyorsunuz, karanlık olaylara, karanlık senaryolara avukatlık ederek, bu ülkeye nasıl bir ufuk çizeceksiniz ya? Siz nasıl muhalefetsiniz. Bu ülkeye nasıl bir ufuk kazandırmak istiyorsunuz? Milletvekilleriyle bakıyorsunuz devamlı oradalar. Milletvekillerinin hukuk bürosundaki avukatlara bakıyorsunuz, avukatlıklarını üstlenmişler, onu götürüyorlar. Her şey açık ortada... Bunları milletten gizleyemezsiniz, bunlar ortada, vaka... Ondan sonra da yargı sürecine müdahale etme noktasında, zaten Genel Başkanınız o da iyi bir avukattır, başarılıdır sağ olsun, o da bu işi iyi götürüyor. Ve Türkiye'de ondan sonra yargının tarafsızlığından, bağımsızlığından bahsedeceksiniz.''

''Türkiye, demokratikleşiyor değişiyor, prangalarından kurtuluyor. Türkiye, yıllardır kendine ayak bağı olan meselelerden, korkulardan, zincirlerinden kurtuluyor'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bundan kim, neden, nasıl rahatsız olabilir? Demokrasinin güçlenmesi, standartlarının yükselmesi, kimi, neden ve nasıl rahatsız edebilir? İktidarda olduğumuz 7 yıl boyunca çeşitli kavramları tedavüle sokarak, Türkiye'yi bir korku tüneline hapsetmeye çalıştılar. Niyet okuyuculuğu yaptılar, AK Parti'ye gizli gündemler izafe ettiler, 'takiyye yapıyor' dediler. Bizimle uzaktan, yakından ilgisi olmayan olayları bize mal etmeye kalkıştılar. Bunda başarılı olamadıkları durumlarda, kendi karanlık senaryolarını uygulamaya geçirecek kadar ileri gittiler. Bu şekilde kitleleri korkuttular. Bu şekilde kendilerine iktidar devşirmeye, millet iradesini gasp etmeye kalkıştılar, Türkiye, demokraside ilerleme kaydettikçe bunların kirli örgütlenmeleri açığa çıktı, kirli ilişkileri açığa çıktı, kirli emelleri, kaos planları açığa çıktı. Türkiye'yi yıllarca karanlığa mahkum edenler, Türkiye'nin geleceğini de karartma peşinde olanlar, şimdi demokrasiden ürküyor, demokrasiden korkuyorlar. Burası çok önemli...''

-''SİVİL DİKTADAN BAHSETMEYE BAŞLADILAR''-

Erdoğan, son günlerde ''sivil dikta'', ''tek adam diktasından'' bahsetmeye başladıklarını belirterek,''Bunlar sizin işinizdi ya... Siz bunları yapmaya çalıştınız. Bizim tamamıyla bütün bu işlerimiz, partimiz içinde de partimiz bünyesinde de olması gereken istişare mekanizmalarımız neyse, bununla yapılır ve hiçbir parti de buna ulaşamaz. Ama partimizin başarısı için atılması gereken adamları, en geniş anlamda müşavereyle yaparız ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu, başarımızın gereğidir'' dedi.

''Mahalle baskısı'' diyerek, kimi bazı ülkelerin adını da telaffuz ederek Türkiye'nin o ülkelere benzeyeceğini söylediklerini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bölünme, parçalanma, ihanet, hıyanet dediler. Şimdi daha farklı kavramları ülkeye pazarlayıp, yeni kavramları tedavüle sokup, oradan korku tüccarlığına soyundular. Peki, ben şimdi soruyorum; Bu ülke, 7 yıl öncesine göre bugün, -onlara sorarsanız verecekleri cevabı biliyorum, ama ben halkıma soruyorum- daha demokratik bir yapıya sahip midir, değil midir? Önemli olan bu... Tarihi öneme haiz demokratik reformları kim yaptı? Bu iktidar yaptı. Hiçbirisi buna cesaret edemedi. Ama biz bunu yaptık, Bu yasal düzenlemeleri yaptık.

Türkiye'nin, AB katılım müzakerelerini kim başlattı? Biz başlattık. Bakınız, şu anda Alevi vatandaşlarımızın sorunlarını bugüne kadar kimse gündeme getirdi mi? Getirmedi. Ama biz cesaret edip getirdik. Bu ay sonu itibariyle bunun da finali yapılacak. Zaman zaman bazı kanallarda görüyorum; Tabii Alevi vatandaşlarımın içinde çok ayrı, farklı fraksiyonlar var, hepsinin farklı farklı bakış açıları var. Tabii bunların hepsine de aynı şekilde bir cevap verebilmek mümkün değil. Ama ne yapılacak, bir ortak akılla, bu işin bir ortalaması alınacak ve ona göre bir adım atılacak. Aynı şekilde Romanların sorunları var dedik, bu ülkede. Oradan bu tür talepler geldi ve onlara yönelik bir çalıştay başlatıldı. Son gelinen noktayı ben de şöyle bir inceledim, baktım, hakikaten yaşam koşullarına bakıyorsunuz, bir felaket...Gittikleri yerde o çadırlar, oradan kalkıp bir başka yere göç, oradan başka yere göç...Yani, insanca bir yaşamın olmadığı bir tablo, bir durum var ortada. Biz insanız, onlar da insan. öyleyse onlara insanca yaşamın koşullarını hazırlamak zorundayız. Onlara başka bir şey tanıyamayız. Çünkü biz yaradılanı, yaradandan ötürü seviyoruz. Benim Kürt kardeşimin sorunu varsa Roman kardeşimin de sorunu var, onunla da ilgileneceğim. Bu bir Başbakan, AK Parti, Türkiye Cumhuriyet devleti olarak hepimizin ortak sorunu. Bunları başaracağız. 'Efendim başkalarının da var...' Kimin varsa, nerede varsa.'' Erdoğan, ''sağlık hizmetini, bir yerde de milletin hayır dualarını almak için yapma anlayışıyla sürdürmek gerektiğini'' belirterek, ''Tam gün yasasının altında yatan gerçek bu'' dedi.

Erdoğan, tam gün yasa tasarısı hakkında, ''Bakıyorsun, doktor hastanede yok. Nerede? 'Efendim, part-time çalışıyor.' Türkiye'de doktor sıkıntısı var, part-time çalışıyor. Böyle şey olur mu? Niye part-time çalışıyorsun? Gel ful-time çalış arkadaş. Bu millet hastaneye geldiği zaman... Beyefendinin ismi orada yazılı, ama doktor içeride yok. Nereye gitti? muayenesine gitti'' dedi.

Eskiden hastalara hastanede ameliyat için gün verilmediğini, onun yerine kart verilerek muayenehaneye davet edildiğini ifade eden Erdoğan, ''Gidersin muayeneye, orada bedeli ödersin. Bedeli ödedikten sonra da gene o beyefendinin görev yaptığı hastaneye çağrılırsın, orada yatırılır, ameliyat yapılır. Bugünleri yaşadık mı? Arkadaşlar, biz bunu yaşatmak istemiyoruz. Bizim attığımız adım bu'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Bundan uzak olanları tenzih ederim. Bu hizmeti, bir yerde de milletin hayır dualarını almak için yapma anlayışıyla sürdürmek lazım. Tam gün yasasının altında yatan gerçek bu. Bu tasarının amacı, halkımıza yüksek standartta, kaliteli sağlık hizmeti vermek ve sağlık çalışanlarına yeni imkanlar sunmak. Bu konudaki itirazlar son derece yersiz ve hakkaniyetten uzaktır. Bu uygulamayla sayıca yetersiz olan sağlık personelinin üzerindeki iş yükü daha dengeli hale geliyor, vatandaşımızla hekimlerimiz arasındaki güven ilişkisi güçleniyor, hastaların sağlık hizmetine erişimi kolaylaşıyor. Yasayla birlikte, hekimlerimizin yoğun ve stresli bir günün yorgunluğundan sonra özel muayenelerine giderek tedavi ve kontrol sorumluluğunu üstlenmesine gerek kalmayacak. Arzu eden hekimler, hastanelerde mesai sonrasında hizmet verebilir. Üniversitelerdeki öğretim üyelerimiz, asli görevleri olan eğitim ve araştırma faaliyetlerini hakkıyla icra edebilecekler, bütün zamanlarını üniversiteye ayırabilecekler.

Bu uygulama sayesinde, tüm personelin ek ödemeleri de artırılacak. Hekimlerin mali özlük haklarını daha iyi hale getirmek için, maaşlarına çalışmalarından bağımsız olarak sabit bir ek katkı yapılacak ve bu ücret emekli maaşlarına da yansıyacak. Buna göre, pratisyen hekimlerin maaşları yüzde 43, uzman hekimlerin maaşları yüzde 71, klinik şef ve şef yardımcılarının maaşları yüzde 80 oranında artırılacak. Buna paralel olarak, 25 yıl çalışan bir pratisyen hekimin emekli maaşı yüzde 44 oranında, uzman hekimin emekli maaşı yüzde 82 oranında, klinik şef ve şef yardımcılarının emekli maaşı yüzde 100 oranında artırılacak.

Hekimlerin raporlu ve izinli oldukları dönemdeki ek ödeme kayıpları telafi edilecek. Yasanın halkımıza yansımaları da son derece olumlu olacak, sağlık hizmetlerinin kalitesi de bu yasayla daha da artacak.''

-''YÜZDE 11'İ TAM GÜN ÇALIŞIRKEN, BUGÜN YÜZDE 81'İ TAM GÜN ÇALIŞIYOR''-

Başbakan Erdoğan, sağlık kurumu ve hekimi seçme uygulamasının daha da yaygınlaştırılacağını belirtti.

Özel muayenelerde veya üniversite hastanelerinde sadece para ödeyebilenin hekimini seçmesi döneminin de biteceğini ifade eden Erdoğan, 2002'de Sağlık Bakanlığı hastanelerinde çalışan uzman hekimlerin sadece yüzde 11'i tam gün çalışırken, bugün yüzde 81'inin tam gün çalıştığını söyledi. Erdoğan, yasayla bu oranın yüzde 100'e ulaşması temennisinde bulundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu yasanın amaçlarından bir tanesinin de sağlık hizmeti sunumunda aracıları ortadan kaldırmak ve vatandaşların hiç bir yönlendirmeye maruz kalmadan kamudan aracısız hizmet almasını sağlamak olduğunu bildirdi. Erdoğan, ülkeler arasında vizelerin kalkmasının sıradan bir resmi işlemin ötesinde anlamlar taşıdığını belirterek, ''Artık ufuklarımız, vizyonumuz genişliyor. Dostluklar yeniden inşa ediliyor, kardeşler yeniden birbirine kavuşuyor. Kimse bundan rahatsız olmasın, kimse bundan tedirginlik duymasın. Sadece ve sadece, olması gereken oluyor'' dedi. Erdoğan, uluslararası ilişkiler konusunda 2010 yılına çok hızlı bir giriş yaptıklarını belirterek, yılın ilk haftalarında Türkiye'yi ve bölgeyi yakından ilgilendiren önemli temaslar yaptıklarını anlattı.

Lübnan Başbakanı ile dün verimli bir görüşme yaptığını, 6 anlaşma imzalandığını hatırlatan Erdoğan, bunlardan en önemlisinin iki ülke arasında vizelerin kaldırılması olduğunu vurguladı. Suriye ve Ürdün'ün ardından, Lübnan ile de vizelerin kaldırılmasıyla 4 ülke arasında artık vizenin söz konusu olmadığına işaret ederek, ''Artık halklarımız bu 4 ülkede mekik dokuyabilecek'' dedi.

Hatay ile Beyrut arasının sadece 300 kilometre olduğunu hatırlatan Erdoğan, ''Sadece pasaportunuzu göstererek, pasaportunuza damga vurdurarak Suriye, Lübnan, Ürdün'ü gezip ülkenize dönmek mümkün hale gelecek. Aynı şekilde bu ülke vatandaşlarının da Türkiye'ye girişi kolaylaştı ve o ülkelerden kentlerimize turist akınları başladı. Suriye ile ilk anlaşmayı yaptığımızda hemen akınlar başlamıştı. Ürdün öyle, şimdi de inşallah Lübnan ile bu süreç başlamış durumda'' diye konuştu.

Suriye ile vize muafiyet anlaşması imzaladıktan bir süre sonra, 8 Ocak'ta Gaziantep-Halep demiryolunun ilk seferinin de gerçekleştiğini kaydeden Erdoğan, bu hattı faaliyete geçirmek için Çobanbey istasyonunun, Çobanbey-Kargamış ile Kargamış-Gaziantep hattının bakım ve onarım çalışmalarını daha önce tamamlandığını, 22 Aralık'ta resmi açılışının yapıldığını hatırlattı. 150 kilometrelik demiryolunu el işçiliğiyle yeniden inşa ettiklerini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''Çobanbey istasyonu, 1912 yılında Hicaz demiryolu güzergahına hizmet amacıyla açılmış. Fakat 100 yıldan bu yana hiçbir şekilde buranın bakımı yapılmamıştı. Dile kolay, bir asır sonra bu istasyonunun bakımını da yapmak bize nasip oldu, bize...Bu sayede bir bölgesel işbirliği projesinin de önü açıldı. O hat üzerinde cuma ve pazar günleri gerçekleştirilecek seferlerle Gaziantep'ten yola çıkacak bir vatandaşımız, polis ve gümrük kontrolü hariç, 2 saat 55 dakikada Halep'e varabilecek. Şam'ı, Amman'ı, Beyrut'i ziyaret edeceğiz. Tüm bu şehirlerin bizim şehirlerimize ne kadar benzediğini, bu şehir halklarının bizim halkımıza nasıl benzediğini yerinde müşahede edeceğiz. Ve bizlere olan sevgiyi yerinde göreceksiniz. Bu var ya bu, bambaşka bir bayram sevinci... Bunu hep beraber yaşayacağız. Yaklaşık 100 yıldır birbirinden ayrı yaşayan, birbirine uzak tutulan, araya yapay sorunlar konulan bu ülkelerin tarihlerinin, mimari eserlerinin, kültürlerinin, sanatlarının, müziklerinin, yemeklerinin birbirine nasıl benzediğini göreceksiniz. Oraya gittiğiniz zaman bakacaksınız, 'aa, bu kervansaray aynen bizde var ya, bu cami aynen bizde var ya'... Bunu göreceksiniz. Ve bunu gördüğünüz zaman insan bir başka duyguyla, hakikaten farklı bir dünyaya değil, aynen kendi ülkesinin bir başka bölgesine geldiğini görüyor, hissediyor. Zaten birbirimizle karşılıklı olarak konuşmalarımızın girizgahını yaparken 'Evinize hoş geldiniz' diyorlar. 'Farklı bir yere hoş geldiniz' demiyorlar. Bu denli bir muhabbet var.''

-''YILLAR YILI MASAL DİNLER GİBİ DİNLEDİK''-

Erdoğan, vizelerin kalkmasının ülkeler için sıradan bir resmi işlemin ötesinde anlamlar ifade ettiğini belirterek, şunları kaydetti:

''Artık ufuklarımız genişliyor, artık vizyonumuz genişliyor. Dostluklar yeniden inşa ediliyor, kardeşler yeniden birbirine kavuşuyor. Her anlamda, siyasi, askeri, ticari, ekonomik anlamda ilişkiler güçlenerek artıyor. Kimse bundan rahatsız olmasın, kimse bundan tedirginlik duymasın. Sadece ve sadece, olması gereken oluyor. Bunu böyle ifade ediyorum. Gecikmiş de olsa Türkiye, -hani atalarımızın güzel bir ifadesi var ya 'dere yatağında akar' diye- kendi tabii mecrasında akıyor.

Türkiye'nin dış politikasına bakanlar, eski alışkanlıklarından yola çıkarak sadece tek bir boyutu görme yanılgısına düşüyorlar. Bakınız son bir haftada Lübnan Başbakanı Hariri, Almanya Şansölye Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Westelwelle, KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Çin Dış Ticaret Bakanı, ikinci büyükelçiler konferansına katılmak üzere ülkemize gelen Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ile görüştüm. Bugün de grup toplantısının ardından Rusya'ya hareket ediyoruz, orada da ikili ve bölgesel meselelere ilişkin olarak Devlet Başkanı Medvedev ve Başbakan Putin ile görüşmelerde bulunacağız.

Yani, her tarafta bu görüşmeler devam ediyor, her tarafla temas kuruyoruz. Dünyanın her köşesiyle işbirliğimizi arttırmanın gayreti içindeyiz. Bu bir aşk işidir, bu bir sevda işidir. Biz Türkiye'ye sevdalıyız. Ve bizi 81 vilayetin ve dünyanın farklı ülkelerinin yollarına düşüren işte bu Türkiye sevdasıdır. Yıllar yılı, adeta masal dinler gibi dinledik; 'Türkiye'nin jeostratejik önemi vardır, Türkiye köprü ülke, Türkiye'nin zenginliği; potansiyeli, tarihi, kültürü, medeniyet tasavvuru var, üç yanı denizlerle kaplı' denildi. Ama iş, bu klişelerin altını doldurmaya gelince, işte ona hiç kimse yanaşmadı.''
 

Bu haber toplam 3420 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim