• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -1 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Bursa 4 °C
  • Antalya 12 °C
  • İzmir 8 °C

Her yıl 2 milyar dolarlık ilaç hiç kullanılmadan çöpe gidiyor

Her yıl 2 milyar dolarlık ilaç hiç kullanılmadan çöpe gidiyor
“Türkiye’de ilaç yazmayan doktor makbul değildir” söylemini değiştirme adına gerek özel sektör gerekse kamu tarafında adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Bozkurt, ...

Sağlıkta özel sektörün iddialı oyuncularından Medicana’nın patronu Hüseyin Bozkurt aynı zamanda bir doktor. Grubun büyümesi adına sürekli yatırım peşinde koşan Bozkurt diğer taraftan da ilaç tasarrufu konusundaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. “Türkiye’de ilaç yazmayan doktor makbul değildir” söylemini değiştirme adına gerek özel sektör gerekse kamu tarafında adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Bozkurt, bu sayede çöpe giden 2 milyar dolarlık ilacın ekonomiye kazandırılacağına inanıyor

Türkiye’de özel hastanecilik hızla ilerliyor. Sektörün önemli oyuncularından Medicana Sağlık Grubu’nun geçen hafta Samsun’da açtığı tek bir hastanesinin yatırım maliyeti 70 milyon dolar oldu. Hastane sayısı 8’e ulaşan grubun toplam sağlık yatırımlarının büyüklüğü ise 450 milyon doları aştı. Medicana’nın patronu Hüseyin Bozkurt tıp eğitiminden önce mimarlık eğitimi aldığı için hastanelerin yapımıyla da bizzat ilgileniyor. Yaptığı hesapla her yıl 2 milyar dolara yakın ilacın çöpe gittiğini gösteren Bozkurt sorularımı yanıtladı.

SSK’lı hastalar artık özel hastanelere gidebiliyorlar. Ücretler geçmiş dönemle kıyaslanamayacak kadar uygun. Sizler az kazançtan yakınıyorsunuz, ancak bir yandan da hastane sayısı çok artıyor. Bu fiyatlar çok düşükse hastane sayısının artmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Çok zorlanıyor özel sektör. Bireysel olarak çalışan yani sadece tek bir hastaneye sahip, kurucularının aynı zamanda doktor olup hasta baktığı hastanelerde ayakta kalma şansı yüksek. Ancak bunun dışında hastaneler bir zincir veya grup içinde yer almıyorsa mali açıdan çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Mal alımında, kadro oluşturmada, hastanelerin inşaası aşamasında grup olmanın avantajları var. Rekabet edemiyorsunuz yoksa.
Bu yüzden de sektörde konsolidasyon başlamış durumda. Daha önce 50 - 60 yataklı bir hastane kendini çevirebiliyordu. Şimdi artık fiyatlar aşağı geldiği için volüm yapmanız lazım. Daha yüksek sayıda hasta tedavi etmeniz gerekiyor. Daha önce özel sektörün çok uğraşmadığı ya da uğraşmaya cesaret edemediği veya hastane olarak fiziksel şartların uygun olmadığı bölümler de artık özel sektörde ön plana çıkmaya başladı. Organ nakli, kanser, ileri kalp ameliyatları bunların başında geliyor. Sadece kamudan hasta almakla dönmez bu hastaneler. Şartları zorlayarak, tanıtım yaparak uluslararası alandan hasta almaya çalışıyoruz.

* Gereksiz işlem yapıldığından yakınanlar var, size gelmeden önce kahve içtiğim bir arkadaşım, ‘Yakında apandisti olan kimse kalmayacak’ dedi mesela, bu inanışlara karşı ne diyorsunuz?

Böyle şeyler duyunca çok üzülüyorum. Eğer bir insan ahlaksızsa bunun öğretmen, hakim, savcı, mimar, mühendis, doktor olmasına gerek yok, zaten ahlaksızdır. Mutlaka tıp camiasında da sektörün bu tip kötü izlenimlerle zaman zaman anılmasına neden olan, hata yapan insanlar olabilir. Ama bu binde birlerde bile değildir. Bu yapılan hataları da bütün sektöre mal etmek vicdansızlıktır. Mesleğini seven bir insanın bu tür şeyler yapacağını pek düşünmüyorum.

* Samsun’daki hastanenizin 70 milyon dolara mal olduğunu söylediniz. Bunu karşılayacak talep olacak mı?

Şimdi bakın Batum’a direkt uçuş var, üstelik vize de yok. Batum, Artvin’e 20 dakika. Bazı Türk yolcular dahi uçakla Batum’a gidip oradan Artvin’e geçmeyi tercih edebiliyor. Böyle bir duruma geldik yani. Karadenize yakın ülkelerden, Türki Cumhuriyetler’den ciddi bir hasta talebi bekliyoruz. Samsun’dan bu ülkelere direkt uçuş hatları konursa talep çok daha fazla olacaktır. Uzunca bir süredir hastanelerimizi sadece Türkiye sınırları içerisindeki hastalara hizmet verecek büyüklükte yapmıyoruz artık. Bu donanımdaki hastaneleri sadece yabancılar değil, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız da kullanabilmeli.

* Kullanamıyorlar mı?

Yasalar el vermiyor. Uluslararası anlaşmalarla çok kolay halledilebilecek bir konu bu oysa. Özellikle yurtdışına giden ilk jenerasyon, anneannelerimiz, babaannelerimiz ancak torunuyla birlikte hastaneye gidip derdini anlatabiliyor hâlâ. Çoğu yabancı dil bilmiyor ve eziyet çekiyor. Bu insanların çoğu da emekli artık ve yılın belli dönemini Türkiye’de geçiriyor. Türkiye’de bulundukları dönemde tedavilerini burada yaptırabilmeliler. Çalışma Bakanlığı’mız, Sağlık Bakanlığı’mız önderlik edebilirse bizim bu hastaları da tedavi etme şansımız doğar. Avrupa’da yaşayan 7 - 8 milyon vatandaşımız var.

Bu hem Türkiye’ye ciddi bir döviz girişi sağlar hem de yabancı ülkelere sağlık harcamalarında tasarruf imkanı yaratır. Türk hastaneleri tedavileri, operasyonları o ülkelerdeki maliyetlerin üçte birine yapıyor. Bazı branşlarda fark çok marjinal olabiliyor. Mesela çocuk kalp ameliyatlarında bizim 4 bin 500 dolara yaptığımız operasyonu, Amerika 150 bin dolara yapıyor.

* Türkiye’deki sağlık harcamaları içerisinde ilk kalemde ne yer alıyor?

İlaç. Yıllardır ilaç israfi yapıldığınıiddia ediyordum. Nitekim geçenlerde Sağlık Bakanlığı’ımızın yaptığı bir araştırma da bu görüşümü doğruladı. İnsanların evine gidip şöyle bir bakalım; inanın herkesin buzdolabında mutlaka bir - iki tanesi kullanılıp bırakılmış, kutusu öylece tamamen duran yüzde 90’ı bile kullanılmamış ilaç vardır. Bakanlık daha da ilerisini tespit etti. Bakanlığın yaptığı çalışmaya göre; kapağı hiç açılmamış yüzde 43 oranında ilaç varmış. Türkiye’nin 5 - 6 milyar dolarlık ilaç ithalatı var. Bunun önemli bir kısmı çöpe gidiyor yani.

Akılcı ilaç kampanyası

* Ne kadarlık ilaç çöpe gidiyordur?

5 - 6 milyar dolarlık bir ilaç tüketiminin yüzde 40’ı kullanılmıyorsa; kaba bir hesapla en az 2 milyar dolar çöpe gidiyor demektir.

* Ne yapmalı buna karşı?

Birtakım ilaçların yazımında, kullanımında biraz daha zorlama getirmek lazım. İnsanların kullanmayacağı ilacı tercih etmemesi gerekir. Ancak maalesef insanımızda bir ilaç kullanma hastalığı var. Bizim insanımız, ‘ilaç yazmayan doktoru, makbul doktor olarak’ görmez. Oysa fazla ilaç kullanımı insandaki doğal dengeyi de bozuyor.
Doktorlarımız ilaç yazarken daha temkinli davranmalı. Ve belki de kronik hastalıklar dışında ilaçtaki katkı payını biraz daha artırmalıyız. Böylece insanlar biraz daha yüksek bedel ödediği ilacı kullanırken daha dikkatli olacaktır. Bakın özellikle antibiyotiklerde, şeker alır gibi bir iki tane kullanıp bıraktığınızda hiçbir etkisi olmaz. Ya aldığınız ilacı zamanında ve tam kullanacaksınız ya da hiç kullanmayacaksınız. Sağlık Bakanlığı’mız bu konuda da ciddi araştırma içinde. ‘Akılcı ilaç kullanımı’ kampanyası başlatıyor şimdi bakanlık. Hazırlanacak standlara bilgilendirme broşürleri yerleştirilecek. İlaç kapsülü şeklindeki bu broşürlerle akılcı ilaç kullanımının nasıl olacağı konusunda halk bilinçlendirilecek.



Konya’da ortopedi, Doğu’da kalp problemi yaygın

* Birçok farklı bölgede hastaneniz var. Bölgelere göre hastalık türlerinde farklılık gözlemliyor musunuz?

Gördüğüm kadarıyla Konya’da ortopedi ve beyin cerrahi hastalıkları yaygın. Karadeniz’de ise kanser vakaları maalesef sanki daha yoğun. Güneydoğu’ya doğru gittiğinizde kalp problemleri ve organ yetmezliği dikkat çekecek boyutlarda artıyor. Özellikle böbrek nakillerinde Güneydoğu ve Doğu çok ön planda. Büyükşehirlerde ise cinsel problemler öne çıkıyor. Stres, yaşam zorlukları etkili bunda tabii. İstanbul ve Ankara’da gözlemlemek mümkün mesela. Bir de ömür uzadıkça daha önceki yıllara göre nörolojik hastalıkların yaygınlaştığını görüyoruz. ‘Eskiden kadınlar kocalarına kapris yapıyor’ dediğimiz baş ağrısı başta olmak üzere birçok şikayetin nörolojik hastalıklardan kaynaklandığı biliniyor artık.


“Sayı yetersiz, ithal doktor fikrine sıcak bakıyorum”

* Sağlıkta tam gün uygulamasının ardından kamu hastanelerinden ayrılmalar da başladı. Doktorlardan size gelen başvuru sayısı arttı mı?


Var ama dikkat çekici boyutta olduğunu söyleyemem henüz. Bence şu anda bir bekleme süreci hakim. Çıkan son düzenleme öğrencilere ve asistanlara ders verenlerin akşam 17.00’dan sonra muayenehane ve özel hastanede çalışma hakkı tanıyor. Yani hasta bakmayacak, ameliyat yapmayacak ancak eğitim vakalarına girebilecekler.
Bu statüye girenlerin bunun için bakanlıktan izin almaları gerekiyor. Şu anda bir bekleme süreci hakim bu nedenle. Gelinen aşamada insanların karar vermesi lazım artık; kamu mu, özel mi, kendi muayenehanesi mi?

*Türkiye doktor, hemşire sayısı bakımından hangi noktada?

Çok açık var. Maalesef Türkiye’de yabancı doktor ve hemşirelerin çalışması yasak. Çalışabilmeleri için daha önce hazırlanan yasa veto edilmişti. Hükümet bu konuyu güncellemek üzere bir çalışma başlattı. Ben buna sıcak bakıyorum. Şu anda Türkiye’de özellikle çok ciddi miktarda hemşire açığı var. İnanılmaz sıkıntı çekiyoruz. Uzakdoğu ülkeleri hemşire ihraç eder duruma geldi.
Bence hemşirelik yüksek okulları, tıp fakültelerinin sayısı artmalı. Zaten bir çalışma da başladı biliyorsunuz. Çalışma yasalaşırsa sadece vakıf üniversiteleri değil özel üniversiteler de açılabilecek artık. Yasa geçerse bizde tıp fakültesi açacağız.

SONGÜL HATISARU

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu haber toplam 1763 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim