• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -7 °C
  • İstanbul 2 °C
  • Bursa -3 °C
  • Antalya 3 °C
  • İzmir 1 °C

Sağlıkta dönüşüm sürecinde yeni adım: Kamu - Özel Ortaklığı

Sağlıkta dönüşüm sürecinde yeni adım: Kamu - Özel Ortaklığı
Özellikle sağlık gibi topluma sunulması gereken temel bir hizmetin, hızlıca ve tamamıyla paralı hale getirilmesi, büyük bir muhalefet dalgasının ...

Ankara Etlik’te yapılacak entegre sağlık tesisi ihalesini kazanan Türkerler Holding projeyi İtalyan ortağı Astaldi firması ile yürütecek”. Bu haber, sağlık sayfalarından çok ekonomi sayfalarında kendine yer buldu. Türkerler Holding Yönetim Kurulu Başkanı, projenin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara için açıkladığı projelerin “en önemlisi” olduğunu söyledi. 1400 dönümden oluşan tesisin, Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dışkapı Çocuk Hastanesi, Zekai Tahir Burak Kadın Doğum Hastanesi, Ulucanlar Göz Hastanesi, Ulus Devlet Hastanesi ve Dr. A.Y. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni de 2014 yılına kadar bünyesine katması hedefleniyor. Bu “dev” projeyi Evrensel’e değerlendiren Ankara Tabip Odası Uzmanı Kansu Yıldırım, bunun “sağlık fabrikası kurmak” anlamına geldiğini söyledi.  

Sağlık Bakanlığı neden bir anda bu kadar çok entegre sağlık tesisi projesini devreye soktu?

Entegre tesislerin hem yapım hem de ihale süreci Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin belirli uğraklarına geldiğimize işaret ediyor. Entegre tesislerin bu süreçte yapılmasını anlamak için ilkin sağlıkta yaşanan aktüel gelişmelere bakmak gerekiyor.

Özellikle sağlık gibi topluma sunulması gereken temel bir hizmetin, hızlıca ve tamamıyla paralı hale getirilmesi, büyük bir muhalefet dalgasının oluşmasına neden olur. Hükümet ve Bakanlık bunun farkında. Bu nedenle, sağlık alanında tedrici bir piyasalaştırma izliyor. Hatırlayalım, geçtiğimiz genel seçimler öncesi hükümet, “katkı payları 2TL olacak” vaadinde bulunmuştu. Ne var ki, kamuda 8 TL, özelde 15 TL oldu. Hükümetten yapılan açıklamalara  göre bir kişi bir yılda ortalama 8 kez sağlık kurumlarına başvuruyor . Üstelik mükerrer başvuruların sayısını da bilmiyoruz. Asgari ücretle çalışan bir aile bireyini ve 4 kişilik bir aileyi düşünerek aritmetik yapalım. Sonuç, dudak uçuklatıyor.

Bakanlığın stratejisi profesyonelce: Erişimi kolaylaştırıyor ve bunun propagandasını ustalıkla yapıyor. Gerçekten de niceliksel olarak başvuru sayılarında ciddi artış var. Ancak dünyadaki ülkelere bakınca, örneğin OECD ülkelerinde, hekim başına yapılan başvurularda azalma yaşanıyor.

Peki sağlığa erişimin artması olumsuz bir durum mu?

Nasıl gerçekleştirdiğinize göre olumlu veya olumsuz olabiliyor. Ancak erişimde artışlar, sadece rakam ve nicelik düzeyinde. Çünkü kamusal sağlık hizmetinin sunumunun kalitesi, rakam bombardımanı altında görünmezleştirilmeye çalışılıyor. Yine aynı bombardıman altında sağlık emekçilerinin özlük haklarına da saldırılıyor. Çünkü sağlık alanı, hükümet için bir oy deposu olarak son birkaç genel seçim için işlevselleştiriliyor. Dikkat edersek, hükümetin önemli politik argümanları arasında “hizmet” geliyor; bunu da sağlıkta rakamlarla destekliyorlar.

Kamu-Özel Ortaklığı (KÖO) modeli ile entegre tesislerin yapımı arasındaki ilişkinin önemi burada mı ortaya çıkıyor?

Aynen; zurnanın “zırt” dediği yer burası.

Kamu-Özel Ortaklığı modeli nedir?

Kamu- Özel Ortaklığı (KÖO), kamu hizmetlerinin, “özel kişilere gördürülme” adına, örgütlenme ve finansmanında sözleşmeye ve özel hukuk hükümlerine dayalı bir ilişki biçimini ifade ediyor. Bu anlamıyla KÖO, öncelikle kamu hizmetinin gerçekleşmesinde bugüne kadar izlenen yolda önemli bir zemin değişikliğine de işaret ediyor. Malumunuz, kamu hizmetinin üretilmesinde oldukça önemli aşamalar olan karar, finansman ve uygulama alanları özel sektör ile paylaşılmaya başlanmıştır. Kamu hukuku dışında ayrı bir çerçevede gerçekleştirilen söz konusu “ortaklık” beraberinde, “kamu yararı” kavramını da yeniden tanımlamayı gerektiriyor. Kısacası, kamu yararı piyasanın dönemsel veya uzun vadeli ihtiyaçlarına göre belirleniyor.

Peki Bakanlık neden bu yöntemle entegre tesislere başvurdu?

Yakın döneme kadar kamu hukuku içerisindeki ilişkilerden türetilen kamu hizmeti anlayışının yerini kamu- özel ortaklığı uygulamaları ile birlikte özel hukukla ifade edilebilen bir çerçeve almaya başlıyor. Eğitim-Sen’deki uzman arkadaşlarla konuşurken Kamu-Özel Ortaklığı maddesinin sağlıkta olduğu gibi, eğitim alanındaki ilgili kanunlara da uyarlandığını fark ettik. Kamudaki temel hizmetlerin karakteri topyekûn değiştirilmek isteniyor. Ama haksızlık etmeyelim, kamuda taşeronlukta olduğu gibi bu alanda da öncü yine Sağlık Bakanlığı’ndadır. Sağlık Bakanlığı’nın bu modelin adıyla “Daire Başkanlığı” kurması, yine basına verdikleri verimlilik ve karlılık demeçleriyle çelişiyor.

KÖO’nın özelleştirmelerden farkı nelerdir?

Bildiğimiz özelleştirmelerdeki hâkim söylem, “zarar eden kurumların satılması, devletin hantallığından sıyrılması” idi. Özelleştirmelerin bamteli, kendi direnç mekanizmalarını da oluşturmasıydı. Piyasalaştırmayı savunan bir liberal bile belli kamu kurumlarının satılmasına çeşitli siyasi gerekçelerden ötürü karşı çıkabilirdi. Kısacası özelleştirmeler bugün eskiye nazaran piyasa fonksiyonelliğini hem ideolojik, hem siyasi, hem de ekonomik olarak tüketmeye girdi.
KÖO ile özelleştirmelerin farkı, tabi olduğu hukuki rejimin farkı; ikincisi, mevcut olmayan ve planlama sürecindeki taşınır ve taşınmaz mallar için sözleşmeye konu olmasındandır. Özelleştirmelerde sözleşmeler ile pek çok hüküm noktalanırdı; sonradan tartışmaya açılamazdı. KÖO modelinde ise ihaleleri üstlenen şirketlerin sözleşme hükümlerinde değişiklikler yapabilmesinin önü açılıyor.

Kamunun kazancı ne oluyor?

“Kazanç mı yoksa kayıp mı?” şeklinde sorsak daha rasyonel. Sağlık Bakanlığı’nın bu modele başvurmasında, görüleceği üzere hiç de bir kazanım yok. Çünkü başlıca tedarikçi yine kamu kurumunun kendisi. Etlik üzerinden somutlaştıralım:  Kasalardaki arazi kamu mülkü; projelendirme ise yine kamu tarafından gerçekleştirilecek. İhaleyi üstlenen firmalar ise inşaatı gerçekleştirecek. Ayrıca yap-devret modelinden farklı olarak, ihaleyi üstlenen firmalar tesis sonuçlandırıldıktan sonra da tüm sağlık hizmet kalemlerini neredeyse üstlenecek.

Bakanlık, Etlik entegre tesisinde şimdiden zarara girdi diyebiliriz. Etlik ihalesini alan ortaklık 25 yıl boyunca devletten kira alacak. Ortaklığının alacağı yıllık kira bedeli 319 milyon TL. Toplamda devletin ödeme yapacağı tutar, bugünkü fiyatlardan 8 milyar TL. Buna karşılık ortaklık, kampuste biri ana olmak üzere 7 dal hastanesinin inşaatını da üstlenerek, sağlık tesisi dâhilinde tüm inşaatlarla birlikte 2.4 milyar TL’lik yatırım yapılacak. Aradaki farka ne oldu diye sorabilirsiniz! İlaveten, Yine şartname gereği Ortalık, 36 aydan önce Kampusü tamamlarsa, kalan süre kadar kira bedeli almaya hak kazanacak.

Ortaklıktan kazanan “özel” yani...

Bunlarla da sınırlı değil: İhaleyi kazanan ortaklık, anahtar teslim inşaatın yanında bina kullanım bedellerini, bina ve arazi hizmetlerini, olağanüstü bakım ve onarımları, ortak hizmetleri, mefruşat hizmetlerini, yer bahçe bakım ile görüntüleme ve morg gibi diğer tıbbı destek hizmetlerini de sağlayacak.

‘Entegre’ olan ne peki?

Entegre tesisler malumunuz tavukların, küçükbaş ve büyükbaş hayvanların kesildiği tesislerdir. Bu tesislerse, hem çalışanlar hem de hastalar açısından bir nevi “sağlık fabrikası” olarak iş görecek. Normal bir fabrikada girdiler ve çıktılar vardır. Ancak bu entegre sağlık tesislerinde çıktılar olmayabilir de. Çünkü morg ve gasilhane işlemleri ihaleyi üstlenen ortaklığa bırakılıyor. Eğer parasını ödeyemezseniz morgda rehin kalabilirsiniz.

Bu tesisler kentleri nasıl etkileyecek?

Kamu-özel ortaklığı ile planlanan dev sağlık kompleksleri kent yaşamını da olumsuz etkileyecek. Ankara özelinde, çeşitli semtlerde bulunan 7 büyük hastanenin Etlik’e taşınacak olması ve boşalan mekânların mülkiyetinin, ihale gereği, ihaleyi kazanan firmalara karşılıksız olarak tahsis edilmesi, rant ekonomisinin yeni boyutudur. Hastanelerin bulunduğu konumlar göz önüne alındığında kentsel dönüşümü de düşünmek durumundayız. “Kimler, ne şekilde bu rantı paylaşacak?” sorusu önem kazanıyor. Bu hastanelerin eski yerleri ise kazanan Ortaklık tarafından otel, alışveriş merkezi (AVM) gibi ticaret merkezlerine dönüştürülecek. 7 hastanenin Ankara’daki mevcut konumları dikkate alındığında her biri önemli nüfusa sahip merkezi konumlarda bulunuyor. Sermaye akışının yoğunlaşacağı mekânların inşası, mahallerin ve caddelerin mevcut kompozisyonunu kentsel dönüşüme feda edecek. Aynı durum, benzer koşullara sahip diğer projelerin uygulanacağı illerde de geçerli olacak.

Sağlık emekçileri açısından nasıl bir durum bekliyor?

Sendikaları zor bir süreç bekliyor. Yöneticisinden bahçıvanına herkes sözleşmeli olarak çalışacak. Sözleşmenin esasları da net değil. Bu durum esnek çalışma başta olmak üzere bildiğimiz bir dizi uygulamayı hayata geçirmede “kolaylık” sağlayacak. Bugün sendikalaşmanın önündeki en büyük engellerden biri sözleşmeye göre çalışma.  Hekimler için de durum aynı derecede vahim. Ucuz işgücü olarak istihdam edilmeye çalışılan hekimlere yönelik olarak performans kırbacı, gönüllü ajanlık sistemi, sözleşmeli sistemle güvencesizleştirme ve ithal hekimlerle tehdit etme gibi yöntemler kullanılacak. (Ankara/EVRENSEL)

Cem Gurbetoğlu

Bu haber toplam 6583 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim