• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Ankara 20 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Bursa 25 °C
  • Antalya 24 °C
  • İzmir 25 °C

"Yüzde 30"da revizyon yakın

"Yüzde 30"da revizyon yakın
1 Temmuz’da yürürlüğe giren “Yüzde 30 Fark” uygulaması özel hastaneler ve özel sağlık kuruluşlarının tepkileri arasında yürürlüğünü sürdürüyor. Tarafların ilk günlerdeki tehditvari açıklamaları, yerini şimdilerde uzlaşma ve revizyona bırakmaya başladı.

1 Temmuz’da yürürlüğe giren “Yüzde 30 Fark” uygulaması özel hastaneler ve özel sağlık kuruluşlarının tepkileri arasında yürürlüğünü sürdürüyor. Tarafların ilk günlerdeki tehditvari açıklamaları, yerini şimdilerde uzlaşma ve revizyona bırakmaya başladı.

SD olarak süreci yakından takip eden üç isme ulaştık. SSK’nın SGK’ya devrinden önceki SSK İstanbul Sağlık İşleri Müdürlüğü eski yöneticileri Dr. Salih Kenan Şahin, Dr. Cengiz Konuksal ve Dr. Ethem Uca, SD’nin konuyla ilgili sorularını cevapladı.

Bu “Yüzde 30” meselesinin kökeni nereden geliyor?

Salih Kenan Şahin: Türkiye’de kamu sigorta kurumuyla sözleşmeli özel hastanecilik kökeni 3 yıla dayanan oldukça yeni bir durum. Bu kısa süreli bir tecrübe. Sağlık finansman sistemi son derece dinamik bir sistemdir. “Yüzde 30” meselesi esasında, hizmet sunucuların daha önden gitmesi, politikayı belirleyenlerin ve hizmeti finanse edenlerin bu açılımların sonuçlarına göre karşı yeni refleksler geliştirmesi ya da sorun çözme çabasından ibaret. Politikayı belirleyenler ve finanse edenlerin, hizmeti üretenlerin önüne geçmesi de mümkün değildir.

Bu iş esasında Prof. Dr. Haydar Sur Hoca’nın ifadesiyle bir nevi ekolayzır ayarı. Sistem tizi, bası ayarlıyor, sonuçlara göre ayarı değiştiriyor. Çünkü yapacağınız bir uygulamanın sonuçlarını ancak yaşayarak uzun zamanda görebilirsiniz.

Sonuçta bu dinamik süreçte sınırsız farkın alındığı üç yıldan sonra, farkın sınırlanacağı bir döneme gelinmiştir. Bunun pek çok sebebi olsa da temel gerekçe kamunun hekim ücreti konusunda özelle rekabet edememesi ve kamudan hekimin kaçışının önlenemeyişinin oluşturduğu rahatsızlıktır.

15 Haziran 2007’den önce geçtiğimiz yıl İstanbul’da kamuyla sözleşmeli tedavi merkezlerinin sayısı 100-120 civarındayken bugün bu rakam 500’lere ulaşmıştır. Türkiye’de uzman ve pratisyen hekim sayısı azken, bu yüksek kuruluş sayısı hekim fiyatını, özellikle Anadolu’da çok yüksek rakamlara çıkarmıştır.

Piyasa, bu yüksek hekim maliyetini, sözleşme sayesinde sınırsız fark alarak ya da fark almadan limitleri zorlayan çok sayıda hasta bakarak karşılayabilmiştir. Bu durum çok sayıda merkezin devreye girmesini ve orta - küçük şehirlerde belirgin şekilde hekimin kamudan özele geçişini getirmiştir. Kamu, ücrette özelle rekabet edebilmek için sözleşmenin özellere sağladığı avantajları ortadan kaldırma yoluna gitmiştir.

Fırsatlar elbette özel sektör tarafından değerlendirilebilir. Ancak bu fırsatların sürdürülebilir olup olmaması burada önemli. Doktor, hem arzı üretiyor, hem de talebi, Hastaya “Senin şu hastalıkların var, şunların yapılması gerekiyor” diyor. Hastanın canından daha değerli neyi var ki? Hastanın danışabileceği kimse yok, doktor ne diyorsa o, “Paraysa para, tamam” diyor. Hasta ise bugün sahipsizdir. Hasta hekime güvenmeye mecbur olmakta ve kafasında bilgi asimetrisi oluşmaktadır. Oluşan bu asimetrik durum aile hekimliği devreye girdiğinde daha az problem yaratacaktır. Pasta yeterince büyük değilse haksız rekabet de ortaya çıkabilmektedir. Bugün yaşanan budur. En son bir arkadaşımız Diyarbakır’a gitti. Orada birçok özel hastane açılmış. Hastaneler hastadan fark alamıyor, alırsa rekabet edemiyor. Böyle olunca da bazen “sanal hasta”lar devreye giriyor. Diyarbakır’da doktoru tutmak çok zor, tutmak için çok yüksek maaşlar ödeniyor. Sonuçta bir gün patlayacağını gördüğünüz bir yapı oluşuyor. Siz devlet olarak “Patlasın görsünler, banka skandalları gibi olsun” diyemezsiniz. Hastaların ödediği farklardan dolayı mağduriyetlerinden de mutlaka bahsetmek gerekir. Özelikle yoğun bakımdan alınan çok yüksek limitli farklar siyasetteki en üst noktalara şikayet olarak iletilmiştir.

Sağlık Bakanlığı’na yönelik “Bazı tehlikeleri dün göremedi” diye bir eleştiri var. Haklı mı bu eleştiriler?

Salih Kenan Şahin: Bu doğru, bazı şeyler dün görülemedi. Ama dün görülemedi diye de “Baştan görseydin” diyerek bugün yapılacak düzenlemelere karşı çıkılamaz. Tabi dün tecrübesiz düzenlemeler yapanlar, bugünkü tedbirlerinde de hatalı hareket edebiliyorlar. Ancak tüm şartlara rağmen sağlık sisteminin gözüken bir el tarafından düzenlenmesine ihtiyaç var.

SD Dergisi’nin 7. sayısında konuşma dökümlerinin ilk bölümü yayınlanan “Sağlıkta Özelleştirme” başlıklı açıkoturumda görüşlerini ifade eden tüm katılımcılar sağlıkta görünen bir “düzenleyici el”e ihtiyaç duyulduğunu ifade ettiler. Burada sorun şu ki, hakem olması istenilen Bakanlık, bir yandan da oyunun aktörüdür. Sağlık Bakanlığı, kamu hastanelerini yok sayarak bir politika üretemez. Bakanlık hem oraları yönetecek, aynı zamanda da politika üretecek.

Bakın burada bir kusur varsa tek taraflı değil. Özel sektörün bir politika ürettiğini, ileriyi gören geniş bir vizyonu olduğu ifade edebilmek de güç. Esasında ülkemizde Sağlık Yönetimi konusunda topyekün bilgi eksikliği mevcut.

REVİZYON KAPIDA

Taraflar bu konuda ne diyor?

Cengiz Konuksal: Şimdi farkın sınırını belirlemede en etkili güçlerden biri Sağlık Bakanlığı. Fark alan özel sağlık kurumları, kamu hastanelerindeki hekimleri yüksek ücretlerle transfer etmişler ya da bu doktorlar kendileri hastane ya da tıp merkezi kurmuşlardır. Bazı ilçelerde bakanlığı hizmet veremez hale getirmesi nedeniyle bakanlığın penceresinden bakıldığında bu durum haklı bir kaygı ve yaklaşım olarak görünmektedir.

Öte yandan özel sağlık kuruluşları tek tip ve tek bir vücut değiller. Kamu için çok da önem arz etmeyen küçük tıp merkezlerinin varlığının yanında kamunun bile giremediği alanlarda hizmet üreten özel sağlık merkezleri vardır. Tabi bu “Yüzde 30” uygulaması, hiç fark almayan bazı merkezler için artı bir değer üretmişken varlığının özel maliyetler getirdiği, hizmetin sürdürülebilmesinin kamunun fiyatları ile çok mümkün olmadığı merkezler için ciddi manada sıkıntılar oluşturmuştur. Hal böyle olunca, bu merkezler sistemin dışına çıkmak durumunda kalmışlardır.

Gelinen noktada özel sektör Sağlık Bakanlığı'ndan ne talep ediyor?

 Cengiz Konuksal: “Yüzde 30 fark” uygulaması bir tablo oluşturdu. Gelinen noktada kamu, bu tabloya bakarak aldığı bu kararı revize edecektir. Uygulamaların sonuçlarına bakılarak yeni yaklaşımlar belirlenecek. Elbette bu süreçte özel sektör de boş durmayacak ve hazırladıkları tekliflerini kamunun önüne getirecekler. Nitekim bunlar yaşanmıştır. “Yüzde 30 fark” uygulamasının başladığı 1 Temmuz’dan bu yana özel sektör grupları bakanlığa ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bazı teklifler götürmüşlerdir.

Çıkan kanun bu anlamda her şeyin önünü “Yüzde 30”la tıkadı mı?

Ethem Uca: Kanun, farkı yüzde 30 ile sınırlıyor ama bu haliyle bile bazı açılımlar getiriyor. Diyor ki, “Hastanın tercihi ile verilecek istisnai hizmetlerde, standart yatağın üzerinde bir hizmet alımı durumunda ve üniversiteler için öğretim üyesi farkı durumunda üç kata kadar fark alabilirsin.”

“HASTANE CENNETİ” OLACAKTIK

Sizce Bakanlık “Yüzde 30 fark” uygulamasında nasıl bir revizyona gidecek?

Ethem Uca: Şurası kesin ki bu gömlek herkese uymadı. Kiminin uzuvları dışarıda kaldı, kimine bol geldi. Hal böyleyken terzinin yeni provalar yapıp gömleğin bazı yerlerini daraltması, bazı yerlerini de genişletmesi kaçınılmazdır. Tabi eğer bu gömleğin giyilmesini istiyorsa. Biz, özel sektörden hizmet alınmasını istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Bugün artık Türkiye’de özel sektör bir realitedir. Türkiye’de özel sağlık sektörüne duyulan bir ihtiyaç vardır. Dışlanıp bir kenara konulabilecek durumu çoktan geçmiştir.

15 Şubat’ta ne oldu da sektör bu kadar rahatsız?

Cengiz Konuksal: Burada yeri gelmişken şunu da belirtmekte fayda var. Özel sektör önemli bir güçtür, bir realitedir fakat kontrolsüz güç de, güç değildir. Bakanlık, 15 Şubat Genelgesi ile kontrolsüz sağlık yatırımlarını da kontrol altına alma çabasına girmiştir. İşi “isteyen, istediği yerde, istediği gibi hastane açamaz” durumuna getirmiştir. Bu süreçlerle doğal olarak Bakanlık sağlıkta tek otorite olmak istiyor. 15 Şubat Genelgesi de bu bağlamda “Yüzde 30 Fark” uygulamasının öncesindeki bir aşama idi. Çünkü bakıyorsunuz Batman’da 2005’den bu yana 7 tane özel hastane açılmış. Üniversitesi, devlet hastanesi olan Van’a 10 tane özel hastane açılırsa, buraya hekim nereden gidecek? Türkiye’nin imkânları belirli ve elbette sınırlı değil mi? Bence Bakanlığın bu uygulaması gereklidir ve haklıdır. Yoksa gidişat Türkiye’nin bir “Hastane cenneti” olması yoluna doğru ilerliyordu. Yöntem ve usul tartışılabilir ancak özü doğrudur.

“Yüzde 30” ilk başlarda sektörde tepkiyle karşılandı? Karar, toplu bir harekete neden oldu mu?
 
Cengiz Konuksal: Hayır, sözleşmeli merkezlerin çoğu devam etmektedir. Birçok ilde hastanesi bulunan büyük hastanelerin oluşturduğu Akredite Hastaneler, sözleşme yapmamış ve sistemin dışında kalmışlardır. Amerikan Hastanesi daha önceden dışarıda kalmıştı. Bunlar şu an kamunun sözleşme şartlarında geri adım atmasını bekliyorlar. Kardiyovasküler cerrahi, onkoloji, organ nakli gibi alanlarda kamu hastaneleri tek başına sorunları çözmeye yeterli değil. Örneğin şu anda İstanbul’da karaciğer nakillerinin çoğunu yapan özel hastaneler sistem dışında kalmıştır. Resmi olmayan duyumlarımıza bakılacak olursa, devlet belli branşlarda parçalı dediğimiz yani kamunun yetersiz kaldığı alanlarda anlaşma yolunu açacak.

Nedir bu “parçalı anlaşma?”

Cengiz Konuksal: Ruhsatında kayıtlı tüm branşlarla sözleşme yerine, kamunun ihtiyaç duyduğu 7 ya da 8 alanda sözleşme yapma imkânı verilecek. Ancak bu branşlarda fark aldırılmayacak, sadece kamunun verdiği ile yetinilecek. Bu tür işlemlerin fiyatları da gerçekçi rakamlara yükseltilecek. Organ nakli gibi vatandaşın altından kalkamayacağı ve sosyal sorumluluk gerektiren alanlarda “Yüzde 0 fark” ile hizmet verilmiş olacak.

“MESLEK ÖRGÜTLERİ REDDİYECİ”

Geçtiğimiz günlerde bir grup sağlık profesyonelinin katıldığı toplantıda, “Başbakan, doktorları dikkate almıyor” eleştirisi yapıldı. Bu “Yüzde 30 Fark” kararına sağlık camiası bir yerde tek taraflı bir karar olarak bakıyor. Başbakan ve Sağlık Bakanı düzeyinde doktorların dikkate alınmaması gibi bir eğilim var mı sizce? Varsa, bunda özel sağlık sektörünün bir politika üretememesi, ileriyi okumaması eleştirisinin etkisi olabilir mi?

Salih Kenan Şahin: Türkiye’de sağlıkta dönüşüm projesi 2003 yılından beri sürüyor. Hakkını vermek lazım ki; Sağlık Bakanlığı bu konuda kendisini özel sektörden daha fazla geliştirmiş durumda. Kamu, bugün özel sektörden ileridir. Sağlık Bakanlığı bürokrasisi söylediğinin ne anlama geldiğini biliyor. Konusuna da, terminolojisine de hâkim. Özel sektör, bu konuya henüz Sağlık Bakanlığı kadar hâkim değil. Yönetici olanlar dışındaki hekimler ise gelinen durumu anlamlandıramıyor. Yorumları son derece sığ ve basit kalıyor. Böyle olunca da yönetici olarak doktorların bilgi sahibi olmadıkları bu konudaki önerilerini bir defa dinlersiniz, iki defa dinlersiniz.

Bir ikincisi, hekimlerin masanın dışında bırakılmasında başta Tabip Odası olmak üzere sağlık STK’larının da etkisi oldu. Katılımcı bir yaklaşım yerine reddiyeci bir tutum içine girdiler. Böyle olunca da gerek Sağlık Bakanı’nın, gerekse Sayın Başbakan’ın bu tavrının oluştuğunu düşünüyorum.

Bazı politikalarda Sağlık Bakanlığı ve SGK tarafından “Bekle gör” politikasının izlendiğini düşünüyorum. Haklılar da. Nihayetinde kritik bir süreç geçiriyorsunuz. Elbette kimsenin batmasını, zarar görmesini istemeyiz. Sonuçta kaybolacak bu ülkenin değerleri. Ancak bu birkaç ayda batacak, kötü yönetilen müesseseler de, kusura bakmasınlar hemen batsınlar. Çünkü onlar bugün olmasa başka bir dönüşümde de aynı sıkıntıyı yaşayacaklardır. Sistemin bunları taşıma gibi bir zorunluluğu da yoktur. Kamu, “Sen hastane aç, ben seni ayakta tutarım” diye kimseye senet vermemiştir. Herkes piyasaya baktı, kendi riskini aldı ve bu riski de taşımak zorunda. Riskin karşılığında bazen rızk vardır. Çok kâr eden kurumlar, “Bu yıl çok kâr ettik, Şunun bir kısmını devlete ilaveten verelim” demez.

“Tam Gün”, “Yüzde 30 Fark”, “Performansa Bağlı Maaş” gibi tüm bu uygulamalar belli bir politikalının ürünü mü? Bir politika varsa bu bize özgün mü, taklit mi?

Ethem Uca: Bu politikalar, “Sağlıkta dönüşüm” programının birer ayaklarıdır. Aile hekimliği hayata geçtiğinde, bu program ciddi bir ivme kazanmış olacaktır. “Sağlıkta Dönüşüm”, vatandaşın gerçek anlamda sağlığa ulaşmasının programı. Avrupa’da sistem “Aile Hekimliği” sisteminin üzerine kurulu. Avrupalıların belki yüzde 90’ı daha hastaneye gitmeden “Aile Hekimliği” aşamasında tedavi oluyor. Bizde de gidişat o yönde. Bu anlamda Avrupa’yı olumlu anlamda örnek alma durumu var. Şu anda ülkemizde maliyetlerin bu kadar yüksek olmasında önemli etkenlerden biri de “Aile Hekimliği”nin henüz daha başında olmamızdan kaynaklanıyor.

Cengiz Konuksal: Bu işler çok ağır aksak ilerliyor. Sağlıkta dönüşümün en önemli parametrelerinden biri Genel Sağlık Sigortası, bir sürü engellemeler ve değişimlerle 1 Ekim’de uygulamaya giriyor. Hükümet, “Benim halkım daha fazla sağlık hizmeti alacak, ilaca kolay erişecek, sağlık harcamasını da daha fazla arttıracağım, sağlık ocakları yerine “Aile Hekimliği”ni birinci basamağa yerleştirerek oluşturacağım” şeklinde bir politika belirledi. Ha tabi günün pratiği içinde bazı değişimler, beklenmedik gelişmeler olabiliyor. Bu dönüşüm, tam kuralları belli olmuş, dünden bugüne yapılacak bir şey değil. Elektronik kayıt, sağlık datalarının kaydı ve sistemin finansmanı gibi konular karşınıza çıkıyor. Bence dönüşüm, dönüşerek yolunda devam ediyor. Tüm bu olaylar da bu dönüşümün merhaleleri. Ben önümüzdeki 10 yılı değişimle, dönüşümle geçireceğimizi düşünüyorum.

Salih Kenan Şahin: Bir kere şunu belirtmeliyim: Özel sektör ancak günü kurtarabiliyor. Öyle 2010’ları, hatta 2020’leri düşünecek bir vizyonları, politikaları yok. Aslında tüm bu uygulamalar birer fırsat. Bir dönüşüm yaşanıyor. Yaşanmakta olan dönüşümün 4 ayağı var. Bir, GSS; iki, Aile Hekimliği; üç, iş yapan değil, yöneten Sağlık Bakanlığı ve dört, insan merkezli bir sağlık politikasının belirlenmesi.

Bakanlık kamu hastanelerini yönetmek istemiyor, İl Özel İdare’lerine devretmek istiyor. Doğrusu da bu. Bakanlık sağlığın finansmanını ise elinde tutmak istiyor. Diyor ki “GSS’yi ben yöneteyim.”

Sağlık Bakanlığı çok doğru bir ilaç politikası uyguladı ve bugün herkes ilaca kolaylıkla erişiyor. Temmuz 2007’de kamuoyu baskısıyla tıp merkezleri acilleri ile birlikte sistemin içine alındı. Ve orada ciddi manada, zaten kontrolü zor olan özel sektörün büyümesi sistemi bunalttı. Burada da hata yapıldı. Zaten her işi mükemmel ve hatasız yapmak da mümkün değildir. Şayet hata yaparsanız hatanızı düzeltecek tedbirleri alır yolunuza devam edersiniz. Esas olan tedbirleri zamanında ve etkili alabilmektir. Bugün gelinen noktada birtakım tedbirler alınıyor.

Türkiye’deki en önemli problem, hastane ve uzman hekim merkezli bir sistem olması. Oysa sistem, birinci basamağın üzerine kurulmalıydı. Tıp fakültelerinde öğretilir: Hastalıkların yüzde 80’i birinci basamak tedavi merkezlerinde tedavi edilen hastalıklardır. Ama Türkiye’de hastaların yüzde 60-70’i ikinci ve üçüncü basamak tedavi merkezlerine başvuruyor. Böyle olunca gerçek hastalara zaman ayrılamıyor. Aile hekimliği ile birlikte hastanelere başvuru önemli oranda azalacak. Uzman hekimler, gerçek hastalar ile daha fazla ilgilenebilecek, sağlıkta hizmet kalitesi artacak.

“Tüm bu uygulamalar özgün mü, taklit mi” sorusunun cevabına gelince, evet Türkiye’deki uygulamaların önemli bir kısmı olumlu manada taklittir ancak bunlar arasında örneğin “Performansa dayalı maaş” gibi son derece özgün ve başarılı bir uygulamalar da bulunuyor.

Bu haber toplam 1498 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim