Sağlık Aktüel
08 Şubat 2012 Çarşamba

Doç.Dr. Paşa Göktaş

Bakkallar Ve Doktorlar

14 Şubat 2010 Pazar 13:10
Son dönemde, konumları ve sorunları oldukça benzeşen iki kesim bunlar. Bakkallar ve doktorlar.
 
        
Bakkallar
         Bakkallar, Sayın Başbakan’ ın değerlendirmesiyle gündeme geldiler. Değerlendirmede, bakkalların bir araya gelerek, güçlerini birleştirmeleri çağrısı yapılıyordu. Bundan sonra ne yapacakları belirtilmiyordu. Ancak, tahmin edildiği üzere, büyük alışveriş merkezlerine (AVM) direnmemeleri, kendi işyerlerini tasfiye ederek, bu AVM’ ler içinde işçileşmeleri önerilmekteydi.
            Bakkallar ve onları temsil eden organizasyonlar, bu değerlendirmelere katılmadıklarını, bu beyanların talihsiz açıklamalar olduğunu belirttiler ve sitemlerini dile getirdiler.
            Bu konuda, birkaç sorunun yanıtını vermek gerekiyor. Bunlar:
 
            1. Bakkallara gereksinim var mıdır ? Tabii ki vardır. AVM’ lerin yeri ayrı, bakkalların yeri ayrıdır. Herkes AVM’ lere gidecek zamanı ve imkanı bulamayabilir. İhtiyacını en yakınından ve en hızlı şekilde karşılamak isteyebilir. Bu durum oldukça da doğal ve gerçekçidir. İşte bakkallar, bu ihtiyacı karşılarlar. Bu nedenle, her mahallede, bazen her sokakta, bazen de bir sokakta birkaç tane olmak üzere, ihtiyaç oranında bakkal (veya market) olacaktır ve olmaya da devam edecektir.
 
2. Büyük AVM’ ler zararlı mıdır ? Bu durum sürekli tartışma konusudur. AVM’ lerin kuşkusuz yararları vardır. Daha çok ürünü aynı alan içinde görebilme, daha toplu ve ucuza satın alabilme gibi. Ancak, AVM’ ler sakıncalı yönleriyle de sürekli gündemdedirler.
            Öncelikle, etraflarında büyük bir trafik yoğunluğu yaratmaktadırlar. Bu nedenle, gelişmiş ülkelerde şehir merkezine yapılmalarına izin verilmemektedir. Ayrıca, bu alanlara gidebilmek için, daha fazla araç trafiğe çıkmakta ve trafikte cepheden de, trafik sorununa olumsuz katkı yapmaktadırlar.
            Aynı zamanda, bu nedenlerle hava ve çevre kirliliği yaratmaktadırlar.
            Küçük ve orta ölçekli işletmeler olan bakkal ve marketleri ezdikleri için, bu alanda işsizliğe neden olmakta, istihdam sorununu negatif olarak etkilemektedirler.
            Daha toplumsal diyaloga dayalı ve insancıl ilişkileri yaşatan bakkal-market benzeri kuruluşların sayısını azaltarak, büyük beton binalar içinde, insanı ezen mekanik yapıları öne çıkarmaktadırlar.
            Bu nedenle, gelişmiş ülkeler çıkardıkları anti-tekel yasalarıyla, orta ve küçük işletmelerin ezilmesini engellemeye çalışmakta ve AVM’ leri şehir dışlarına çıkarmaktadırlar.
            Maalesef Türkiye’ de, bu yöndeki toplumsal bilinç ve duyarlılık henüz yeterince olgun değildir. İktidarlar da, bu konularda orta ve küçük işletmeleri koruyacak önlemler alacaklarına, belirli rant gruplarının saldırılarına kayıtsız kalmakta ve hatta çoğu zaman onlara kolaylık sağlamakta ve işbirliği yapmaktadırlar.
 
            Doktorların Durumu
         Maalesef, onların şu andaki durumu da bakkalların durumuyla büyük benzerlik göstermektedir. Son dönemde bu alanda alınan kararlar, daha da acımasız ve talihsiz niteliktedir. Ülke ve toplum çıkarlarına da aykırıdır.
            Benzer soruları burada da soralım:
            1. Muayenehane, Poliklinik, Laboratuvar, Tıp Merkezi gibi küçük ve orta ölçekli sağlık kuruluşlarına toplumun ihtiyacı var mıdır ?
 
            Kesinlikle evet. Çünkü bu kuruluşların kuruluş ve işletme maliyeti daha ekonomik olduğu için, her yerde açılabilirler. Bu nedenle, toplum içinde yaygın olarak konuşlanabilirler. Dolayısıyla da, halka en yakın sağlık üniteleri niteliğindedirler. Halkın bunlara erişimi çok kolaydır ve aynı zamanda da ekonomiktir. Ayrıca, bu nitelikte kuruluşlar ve hekimler, halk ile içli dışlı hale gelmişlerdir ve halkın sağlık sorunlarını çok iyi tanır haldedirler. Dolayısıyla, sağlık sorunlarını daha hızlı, kolay ve ekonomik biçimde çözmektedirler.
            Tüm dünya da bu durumun farkına varmış haldedir ve genel uygulama olarak, işletmesi daha kolay ve ekonomik olan bu nitelikteki sağlık kuruluşları devlet ve sigorta sistemi tarafından desteklenmekte, teşvik edilmektedir.
            Hastaların % 80’ den fazlasının sorunları, bu nitelikteki ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarında çözülmektedir.
            Türkiye’ de ise, bunun tam tersine bir uygulama söz konusudur. Alınan kararlarla, hastane tarzı kuruluşlar desteklenmekte ve adeta teşvik edilmektedir. Halbuki hastaneler, kuruluşu ve işletmeciliği pahalı olan yapılardır. Ayrıca, her yere hastane kuramazsınız. Büyük şehirlerde, buna uygun alanlar bulamazsınız. Bunun dışında, 24 saat hizmet sunumu zorunluluğu ve ek donanımlar nedeniyle, hizmet oldukça pahalı bir özellik kazanmaktadır. Hastaların birim maliyeti, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarına göre yaklaşık 3-5 kat daha pahalıdır. Yani, hastaları böyle bir çarktan geçirmenin maliyeti kat kat daha fazladır.
            Bunun dışında, her yerde hastane kurulamayacağı için, hastaların bu yerlere erişimi zordur. Zaman kaybı söz konusudur. Trafik sorununu daha da ağırlaştıracak bir insan ve araç hareketlenmesini gerektirir. Hastanelerde yığılma nedeniyle, kuyruklar oluşmaktadır.
            Sonuç olarak, sağlık sorunlarının çözümünde özellikle hastane tarzı işletmeleri desteklemek ve teşvik etmek yanlıştır. Hastanelerin rolü ayrıdır, ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarının rolü ayrıdır. Ayaktan tanı ve tedavi kuruluşlarında sorunu çözülebilecek hasta oranı % 80’ den fazladır ve bu hastalar bu tür kuruluşlarda sağlık sorunlarını çözmelidirler. Yatış gerektiren hastalar da, hastanelere sevk edilmelidirler.
            Ülkemizde, maalesef bu basit kural bile uygulanamamaktadır. Aksine, bunun tam tersine, akıl almayacak yasa ve yönetmelikler çıkarılmaktadır.
            Örneğin, SGK yalnızca hastaneler ve bazı hastane benzeri tıp merkezleriyle sözleşme yapmaktadır. Muayenehaneler, poliklinikler, laboratuvarlar ve görüntüleme merkezleri sözleşme kapsamı dışındadır. Bu durum, açık şekilde hastaneciliği teşvik niteliğindedir.
            Yine çıkarılan yönetmeliklerle, poliklinik ve tıp merkezi gibi kuruluşların açılabilmeleri zorlaştırılmaktadır.
            Son olarak çıkarılan Tamgün Yasası ile, doktorların bağımsız olarak işletmeler oluşturabilmeleri ve bağımsız çalışabilmeleri pratikte çok zor hale getirilmiştir. Doktorların, kendi muayenehane ve polikliniklerini kapatarak, devlet hastanelerine dönmeleri için bir dizi zorlama kararlar getirilmektedir.
            Tüm bunlar, ülkenin ve toplumun çıkarlarına aykırı kararlardır. Kararların ekonomik bedeli daha ağır olacaktır. Aynı zamanda, dünyadaki evrensel uygulamalara da aykırıdır. Basit akıl-mantık kurallarına da aykırıdır.
            Şemsiye tersine çevrilmiş durumdadır.
            Peki, bu kadar hatalı, ülke ve toplum yararına olmayan düzenlemeler neden yapılabilmektedir ?
            Acaba bakkallara karşı AVM’ lerin acımasız saldırılarının benzeri, sağlık alanında da doktorlara karşı, ucu dışarıda birtakım rant grupları tarafından sürdürülüyor olmasın ?
            Hiç kuşkunuz olmasın ki, “Teşbihte hata olmaz !”. Birazcık düşünür ve gözlerseniz, yürütülmekte olan programın, kimler tarafından zorlandığını ve hangi rant gruplarının yararına geliştiğini kolaylıkla görürsünüz.
            Acaba bu durumda Türkiye’ nin milli kurumları olan Sağlık Bakanlığı, SGK, Maliye Bakanlığı, TBMM, hükümet gibi kuruluşların görevi küçük ve orta ölçekli sağlık kuruluşlarını korumak mı, yoksa onları uluslararası rant kuruluşlarının önüne yem olarak sunmak mı olmalıdır ?
            Temel tercih burada yatmaktadır.
            Ancak emin olduğumuz ve kesinlikle inandığımız bir durum vardır ki, o da yanlış ve toplum yararına olmayan politikaların kalıcı olmayacağı ve bir gün geri döneceğidir.
 
 
 
 
                                                                                                                    12-02-2010
                                                                                                                    Doç. Dr. Paşa Göktaş
 
 
Tel/Fax : 0216-348 26 12
GSM    : 532 243 84 74
e-mail   : tiplab@tiplab.org
web       : www.tiplab.org
Bu yazı toplam 7208 defa okunmuştur
YORUMLAR
kartal
hasan uğur
Sorumlusu oldukları Devlet hastanelerinin laboratuvarlarını çalışamaz hale getirip, kendi açtıkları laboratuvarlara yönlendirerek kendilerini iş adamı sanan ve devleti soyarak kazandıkları paralar ile tüm sektörü baltalayanlar ve sahtekarlıkları ön plana çıkararak ettikleri hipokrat yeminine ihanet eden insanlar şimdi ağlıyorlar.
Tekdirle uslanmayanın hakkı kötektir diye bir deyiş vardır. Üzülmeyin sizlerde bu zeka olduktan sonra, bu durumdan da mutlaka bir çıkış yolu bulursunuz.
27 Nisan 2010 Salı 11:48
212.156.145.234
karşıt görüş
dilek k
bence benzetme güzel ama özel muayeneler ile ilgili düşüncelere katılmyorum. neden o zaman özel bir muayenede olan muayene ücreti özel hastanelerdekinden en az 2 kat fazla üstelik sgk anlaşmaları sayesinde özel hastanelerde neredeyse devlet hastaneleriyle eşdeğer fiyatlarda tatlil ve tetkiler yapılmakta. ayrıca hastanın bütün tahlil ve tetkikleri özel hastanelerde aynı kurumun içinde yapılmakta muayeneye gelen bir hasta tahliller için farklı bir kuruma gitmek zorunda kalmaktadır.
17 Nisan 2010 Cumartesi 20:25
78.161.64.129
tebrikler doğru tespitler
ışıl
yorum yzan ark. devletteki zararın nedeni özeler değildir. Kötü yönetim aşırı harcama denetimsizlik devletin yeterli kaynak ayırmaması verimsiz çalışma vaka başı uygulaması gibi pekçok nedenler olabilir..ama özellerin pastadaki payı zaten sınrlanmıştır, hele de küçük ölçekli yerlerin. Dr olarak aynı muayene ve tedaviyi bir devlet kurumu ya da unvde yaptığınzda devletin size verdiği para ile özelde yaptığnzda verdiği para özelde çok düşüktür. devlet kurumlarının açığını özelden çıkaramaz
07 Nisan 2010 Çarşamba 18:29
94.121.165.102