SIĞINMACI ÇOCUKLAR AVRUPA SINIRINDA "AĞIR TRAVMAYA" MARUZ KALIYOR
Doç. Dr. Özalp Ekinci: "Bu çocuklar, önce savaşı tüm zorluklarıyla yaşadılar, evlerinden ve ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldılar. Şimdi de bir başka ülkenin sınırında 'değersiz ve potansiyel olarak istenmeyen' muamelesi görmekteler"

06 Mart 2020 Cuma 14:34
ZEYNEP RAKİPOĞLU - Avrupa'ya gidebilme umuduyla Türkiye'nin dört bir yanından Edirne sınırına gelen sığınmacıların Yunan güvenlik güçlerince karşılaştığı kötü muamele vicdanları yaralarken uzmanlar, çocukların bu kabul edilemez tutum karşısında ağır bir travma yaşadığına, bu durumun kendilerini istenmeyen, reddedilmiş ve değersiz hissetmelerine neden olduğuna dikkati çekiyor.
Sığınmacıların Avrupa'ya geçişine engel olunmayacağı yönündeki haberlerin ardından umuda yolculuk için harekete geçen binlerce göçmenin iş bulabilmek, daha iyi bir eğitim ve yaşam koşulları için Yunanistan sınırından Avrupa'ya ulaşma mücadelesi günlerdir devam ediyor.
Suriye, Afganistan, İran ve Özbekistan gibi pek çok ülkeden sığınmacılar, Edirne'de Meriç Nehri ve sınır köyleri üzerinden jiletli telleri aşarak; Çanakkale, Muğla ve İzmir sahilerinden de botlarla Yunan adalarına ulaşmaya çalışırken Yunan güvenlik güçlerinin orantısız müdahalesiyle de karşı karşıya kalıyor.
Aralarında çocuk, engelli, kadın ve yaşlıların da olduğu sığınmacılar, gaz ve ses bombaları, biber gazı, göz yaşartıcı bomba, tazyikli su, zaman zaman da ateş açılarak uzaklaştırılmaya çalışılırken, sınırdan yürekleri parçalayan görüntüler gelmeye devam ediyor. Lastik botlarla Ege Denizi'ne açılan sığınmacıların botları Yunan Sahil Güvenlik unsurlarınca batırılmaya çalışılıyor. Meriç Nehri üzerinden Yunan adalarına geçmek isteyen sığınmacılar ise darbedilerek geri gönderiliyor.
Bu süreçte en büyük yarayı henüz ne olduğunu anlayamayan çocuklar alıyor. Karşılaştıkları kötü muamele karşısında çocukların korkuları ve tedirginlikleri gözlerine yansıyor. Sığınmacı çocukların tek isteği, başlarına bomba yağmadığı güvenli bir ülkede hayatlarına devam ederek, çocukluklarını doyasıya yaşamak.
Bu insanlık dışı tutumun sığınmacı çocuklarda yabancılaşmaya ve düşmanlaşmaya neden olabileceğini belirten uzmanlar, bu durumun gelecekte toplum içinde yıkıcı ve şiddet içerikli davranışlar sergilemeye kadar gidebileceğine işaret ediyor.
Uzmanlar, çocukların maruz kaldığı bu zulmün etkisinin ömür boyu sürebileceğini, psikolojilerinin bundan kalıcı yaralar almaması için bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini vurguluyor.
"Gelecek inançları ve umutları sarsılıyor"
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Çocuk Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özalp Ekinci, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken Yunanistan sınırından içeri alınmayan ve kabul edilemez tutumlara maruz kalan ailelerin, bu durumdan hem fiziksel hem de psikolojik olarak olumsuz etkilendiklerini belirtti.
Bu etkilerin çocuklarda çok daha belirgin ve yıkıcı düzeyde olduğuna işaret Ekinci, "Bu tutumlar, çocukların öncelikle benlik algısı, kendilik kavramı ve öz değerlerini olumsuz etkilemekte. Bebekliğinden itibaren anne-babalarıyla evlerinde huzur içinde yaşayan bu çocuklar, önce savaşı tüm zorluklarıyla yaşadılar, evlerinden ve ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldılar. Şimdi de bir başka ülkenin sınırında 'değersiz ve potansiyel olarak istenmeyen' muamelesi görmekteler." diye konuştu.
Çocukların yaşadıkları bu sürecin ağır bir "travmatik deneyim" olarak tanımlanabileceğini, hem kısa hem de uzun vadede çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkileyeceğini ifade eden Ekinci, şunları kaydetti:
"Bu çocukların hayata, diğer insanlara, geleceğe olan inançları ve umutları sarsılmış durumda. Gelecek hayatlarında yaşayacakları insan ilişkilerinde kabul edilmeme ve değersizlik korkuları yaşamaları muhtemeldir. Ayrıca hayatı bütünüyle güvenilmez algılayabilirler, bu da yüksek kaygı düzeyi, kaçınma ve toplumdan uzaklaşma gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Yaşatılan olumsuz deneyimler çocuklarda hem depresyon ve kaygı gibi duygusal belirtilere hem de yıkıcı ve toplum dışı davranışlara yol açabilir. Bu acı yaşantıları deneyimleyen çocuklar bir yandan mutsuzluk ve güvensizlik yaşarken bir yandan da toplumsal kuralların dışında davranabilirler, yıkıcı ve şiddet içerikli davranış gösterebilirler."
"Travmanın etkilerinden arınmaları için bu olay son bulmalı"
Doç. Dr. Ekinci, çocukların hem bugünlerini hem gelecekleri korumak için bu tutumların en kısa sürede durdurulması gerektiğinin altını çizdi.
Çocukların tekrar güven duygusunu ve kendilik değerlerini hissedebilecekleri huzurlu bir aile ortamının ve sosyal çevrenin acilen oluşturulmasının önemini vurgulayan Ekinci, "Tüm bu yaklaşımlara rağmen pek çok çocukta kaygı bozukluğu, depresyon, öfke kontrol zorluğu ve yıkıcı davranış belirtileriyle karakterize olan travma sonrası stres bozukluğu görülebilir. Bu açıdan tüm çocukların çocuk psikiyatri hekimlerince değerlendirilmesi ve gereken olguların tedavi altına alınmaları gereklidir. Çocukların gelecek hayatlarında bu travmatik yaşantıların olumsuz etkilerinden arınması ve ruhsal açıdan sağlıklı bireyler olması, yaşanan bu kabul edilemez olayların son bulması ve tekrarlanmamasına bağlıdır." değerlendirmesinde bulundu.
"Ötekileştirme, düşmanlaşmaya sebebiyet verebilir"
Ruh Sağlığı Derneği Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Ömer Akgül de aralarında Suriye'de kurşun ve bomba sesleriyle dünyaya gözlerini açanların da olduğu, "savaşın dünyaya emanet ettiği çocuklar"ın şu an büyük bir göç sürecinde Avrupa sınırında yeniden travmalara maruz kaldığını anlattı.
Göçlerin çocukların büyümelerini fiziksel, sosyal ve ruhsal olarak etkilediğini belirten Akgül, "Çocuklar kendilerini değersiz, itilmiş, reddedilmiş hissediyorlar. Doğduğu vatanında istenmeyen, geri dönemeyen ve gitmek istediği topraklara da alınmayan, sığınmacı olarak sığamayan ve sürekli reddedilmeyle yaşam alışkanlıkları şekillenen bu çocuklar, gelecekte dünyayı ve dünyada yaşayanları reddetme eğilimine daha çok girebilecekler ve bu travmalarını dünyayı travmatize etmede radikalleşen örgütlerde de yansıtabilecekler." ifadelerini kullandı.
Değersizlik algısının çocukların benliklerine işlediğini, birçok çocuğun ruhsal hasar aldığını, yıllar boyu bu hasarı, etkilerini ve sonuçlarını taşımaya, bunu dünyaya yansıtmaya devam edeceklerine işaret eden Akgül, "Sürekli ötekileştirilme en sonunda yabancılaşmaya ve düşmanlaşmaya sebebiyet verebilir. Dünya üzerinde vatanı olmayan, vatansızlaştırılmış bir insan için kendisi dışındaki birçok şeyi düşmanca algılama gelişebilir ki bu da radikalleşen unsurlar için kullanılacak bir malzemeye dönüşmelerine sebep olur." dedi.
"Bu neslin dünyaya bırakacağı mirası kaybediyoruz"
Ömer Akgül, Türkiye'nin sığınmacılarla ilgili dünyaya tarihi bir insanlık mirası bırakarak geçmişte olduğu gibi şimdi de büyük bir örnek ortaya koyduğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:
"Maalesef Avrupa bu konuda insanlık sınırının altında kaldı. Aslında bilinen ama gizlenen bu iki yüzlü gerçek bir kez daha gün yüzüne çıktı. Sınır kapısında bekleyen insanların ve çocukların öldürülmesi anlaşılır gibi değil. Hiçbir evrensel insani değerle örtüşmeyen bu tutumlardan etkilenen çocukların gelecekte insani değerle uyum içinde yaşamasını veya insani değer üretmelerini beklemek ham hayal olacaktır. O yüzden bir an önce bu insanların özellikle de çocukların aidiyetlerini sağlayabilecekleri iskan ve rehabilite politikaları planlanmalı, bu konuda tüm dünya vatandaşları sorumluluk almalıdır ki bu çocuklar, dünyanın iyi bir yer olduğunu düşünebilecek fırsat bulsunlar. Bu konuda iyi örnekler incelenerek özellikle de Türkiye'de yapılan verimli çalışmaların modellenmesi ve Avrupa'ya uygun hale getirilmesi çok büyük önem arz etmektedir. Yoksa sadece bir nesli kaybetmiyoruz, asıl kaybı bu neslin dünyaya bırakacağı mirastan göreceğimizi unutuyoruz."
İnsanlığı bu hususta duyarlı olmaya çağıran Akgül, "Dün Nazi zulmünden kaçıp Suriye'ye sığınan Yunanistanlılar, bugün Suriyelileri almıyorlar. 3 maymunu oynamayı bırakmalı. Bu çocukların yaşadıkları her şey onların acıyla yoğrulmuş bir hikayeye sahip olmalarına sebep oldu. Bu acı onları dünyadaki tüm yaşıtlarından önce olgunlaştırdı veya tüketti. Ebeveynleri başta olmak üzere sevdikleri bir çok şeyi ve en önemlisi yaşam sevincini kaybeden sonucunda da kaybedecek bir şeyleri kalmayan insanları, sevgiyle onurla merhametle kazanabiliriz." diye konuştu.
02 Ekim 2026 Değişiklik Tebliğleri İşlenmiş Güncel 2013 SUT (SGK)Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından 1 Mayıs 2013 tarihinde yürürlüğe giren Sağlık Uygulama Tebliğinde 02 Ekim 2026 Tebliği ile yapılan değişiklikler işlenmiş güncel hali yayımlandı.02 Ekim 2026 Cuma 17:38TEBLİĞLER - SUT, DEĞİŞİKLİKLERİ VE DUYURULARI
Dinlenmenize Rağmen Geçmeyen Yorgunluğa Dikkat: Altında Tiroid veya Diyabet Yatıyor OlabilirEndokrinoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ümit Çınkır, yeterli uyku ve dinlenmeye rağmen devam eden halsizliğin yalnızca yoğun tempoyla açıklanamayacağını belirterek; tiroid fonksiyon bozuklukları ve diyabet gibi metabolik rahatsızlıklara karşı uyarıda bulundu.02 Ekim 2026 Cuma 15:34BASIN HABERLERİ
TEKNOFEST’te Dikkat Çeken Proje: "MetaTıp" İle MR Verileri Sanal Ameliyathanelere TaşınıyorŞanlıurfa’da düzenlenen TEKNOFEST’te sergilenen TÜBİTAK destekli "MetaTıp" projesi, hastaların MR verilerini 3 boyutlu modellere dönüştürerek doktorlara sanal ortamda ameliyat öncesi simülasyon ve uzaktan iş birliği imkanı sunuyor.02 Ekim 2026 Cuma 15:29BASIN HABERLERİ
Antibiyotik Kullanırken Şeker Tüketmek Bağırsak Mikrobiyomunu Yıkıma UğratıyorYeni bir araştırma, antibiyotik tedavisi sırasında tüketilen şekerli gıdaların bağırsak mikrobiyom çeşitliliğini hızla azaltarak, hastaları ölümcül kan enfeksiyonlarına ve organ reddi gibi ağır komplikasyonlara açık hale getirdiğini ortaya koydu.02 Ekim 2026 Cuma 15:27BASIN HABERLERİ
IARC Raporu Açıklandı: Dünyadaki Kanser Vakalarının Yüzde 12'si Önlenebilir Enfeksiyonlardan KaynaklanıyorUluslararası Kanser Araştırmaları Ajansının (IARC) The Lancet Oncology’de yayımlanan analizine göre, 2024 yılında dünya genelinde teşhis edilen 2,3 milyon yeni kanser vakası enfeksiyonlara atfedildi.02 Ekim 2026 Cuma 15:25DÜNYADA SAĞLIK
Uyku Apnesi Hastalarına Müjde: Kişiye Özel Ağız İçi Cihazlar Tansiyon Kontrolünde CPAP Kadar EtkiliThe American Journal of Medicine'de yayımlanan yeni bir araştırma, kişiye özel hazırlanan ağız içi cihazların, hipertansiyon ve uyku apnesi bulunan hastalarda tansiyonu kontrol altında tutmada CPAP tedavisine alternatif olabileceğini gösterdi.02 Ekim 2026 Cuma 15:23DÜNYADA SAĞLIK
8,8 Milyon Kişilik Dev Araştırma: Ultra İşlenmiş Gıdalarda Her Ek 100 Gram Kalp ve Kanser Riskini Artırıyor8,8 milyondan fazla yetişkinin verilerini kapsayan analiz, günlük ultra işlenmiş gıda tüketimindeki her ek 100 gramın kalp-damar hastalıkları riskini yüzde 14, kanser riskini ise yüzde 4 artırdığını ortaya koydu.02 Ekim 2026 Cuma 15:22BASIN HABERLERİ
MIT'den "Zombi Hücreler" İçin Moleküler Barkod: Yaşlanma Araştırmalarında Yeni DönemMIT liderliğindeki araştırma ekibi, dokularda birikerek yaşlanmayı tetikleyen "zombi hücreleri" tespit etmek amacıyla "RamanOmics" adını verdikleri yeni bir moleküler barkod yöntemi geliştirdi.02 Ekim 2026 Cuma 15:18BASIN HABERLERİ
Düşük Yoğunluklu Güneş Işığı da Cilt Hücrelerinde DNA Hasarına Yol AçıyorQIMR Berghofer bünyesinde yürütülen yeni bir araştırma, sabah veya akşamüstü saatlerinde zayıf güneş ışığına uzun süre maruz kalmanın sanıldığı kadar masum olmadığını gösterdi.02 Ekim 2026 Cuma 15:16DÜNYADA SAĞLIK
Almanya'da Diş Kliniğindeki Skandalda Karar: Kontamine İğne İle Çocuk Ölümüne Neden Olunmasına 13 Yıl 6 Ay HapisKronberg şehrindeki bir diş kliniğinde enfekte iğne kullanarak 4 yaşındaki bir çocuğun ölümüne ve diğer çocukların yoğun bakıma kaldırılmasına yol açan anestezi uzmanı, yeniden yargılandığı davada cinayet suçundan 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.02 Ekim 2026 Cuma 15:15DÜNYADA SAĞLIK
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2006 Sağlık Aktüel










