Bipolar Bozuklukta Tedavi Uyumsuzluğu Alarm Veriyor: Pekin’deki Araştırmada Hastaların %42,7’si İlk Yılda İlacı Bıraktı

Pekin’de 3.034 bipolar bozukluk hastasını kapsayan kapsamlı gerçek yaşam araştırması, kronik ruhsal hastalıklarda tedavi sürekliliğinin en kritik sorunlardan biri olduğunu gözler önüne serdi.

Tekrarlayan mani ve depresyon ataklarıyla seyreden bipolar bozukluğun uzun dönemli yönetiminde en önemli engellerden biri olan tedavi sürekliliği, bilimsel bir araştırmayla yeniden gündeme geldi. Pekin’deki sağlık sigortası kayıtları üzerinden 2010-2017 yılları arasında yatarak tedavi gören 3.034 yeni tanılı hasta üzerinde yürütülen takip çalışması, endişe verici sonuçlar ortaya koydu.

İlk Yılda İlaçları Bırakma Oranı Yüksek

Araştırma sonuçlarına göre, farmakolojik tedaviye başlayan hastaların %42,7'si birinci yılın sonunda tüm ilaçlarını kullanmayı bıraktı. Tedaviyi bırakma eğiliminin ikinci yılda da artarak devam ettiği gözlendi. Uzmanlar; ilaç yan etkileri, hastalığın kabul edilmemesi, karmaşık doz şemaları ve tedaviyle gelen iyilik halinin yarattığı yanılsama gibi etkenlerin ilaç bırakma kararlarında rol oynayabileceğini değerlendiriyor.

Hastaların %57,3'ü Çoklu İlaçla Başlıyor

Araştırmada öne çıkan bir diğer bulgu ise tedavi şemasının karmaşıklığı oldu. Yeni tanı alan hastaların %57,3’ünün başlangıçta iki veya daha fazla psikotrop ilaç kullandığı saptandı. Çalışmada en sık reçete edilen antipsikotik %43,8 ile ketiapin olurken, en çok tercih edilen duygudurum dengeleyicisi ise %37,7 ile lityum olarak kayıtlara geçti. Öte yandan izlem süresince hastaların %44,2’sinin en az bir kez antidepresan kullandığı saptandı.

Aniden İlaç Kesmek Atak Riski Taşıyor

Bipolar bozuklukta tedavinin temel amacının sadece mevcut semptomları yatıştırmak değil, yeni duygu durum ataklarını ve hastaneye yatışları önlemek olduğunu vurgulayan uzmanlar, hekim kontrolü olmadan ilacın aniden bırakılmasının şiddetli hastalık dönemlerini tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Tedaviye uyumu artırmak için düzenli hekim takibi, hasta-hekim iletişimi ve psikoeğitimin hayati önem taşıdığı ifade ediliyor.

Manşetler