Otoimmün bir hastalık olan ve pankreasın insülin üretmeyi durdurmasıyla ortaya çıkan Tip 1 diyabet, bilimsel olarak insülin kullanımı, düzenli beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altında tutuluyor. Ancak tedavi sürecinde kesin bir kür bulunmaması, hastaları ve ailelerini "kesin tedavi" vaadinde bulunan şarlatanların hedefi haline getiriyor. Kök hücre naklinden hacamata, ot-çöp kürlerinden ozon tedavisine ve "zihinden hatalı geni silme" iddialarına kadar uzanan bilim dışı uygulamalar; ketoasidoz, organ harabiyeti, uzuv kaybı ve hatta ölümle sonuçlanan ağır tablolara yol açıyor.
"Balayı Dönemi" Şarlatanların En Büyük Tuzağı
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Çayır, ailelerin en çok tanı konulduktan hemen sonraki "balayı dönemi"nde kandırıldığını belirtti. Tanı sonrası dışarıdan verilen insülinle vücut stresinin azaldığını ve pankreasta kalan son beta hücrelerinin bir süre daha insülin üretmeye devam ettiğini belirten Çayır, "Bu dönemde hekimler insülin dozunu düşürür. Aileler tam bu süreçte alternatif yollara başvurduğunda, kan şekerindeki düşüşü uyguladıkları sahte yöntemin başarısı sanıyorlar. Ancak balayı dönemi bittiğinde acı gerçekle yüzleşiyorlar" dedi.
Eşek İdrarından Zihin Egzersizlerine Kadar İstismar
Türkiye’de şarlatanların en sık başvurduğu yöntemler arasında insülin bıraktırma diyetleri, fonksiyonel tıp adı altında sunulan takviyeler, biyoenerji, frekans cihazları, deve/eşek idrarı içirme ve "otofajiyi tetikleme" adı altında uygulanan açlık kürleri yer alıyor. Hatta bazı kişilerin "doğal olan iyidir, ilaçlar zehirdir" algısını işleyerek hastalara yaban eriği marmelatı, kenevir yağı gibi ürünler sattığı; kulak arkası ile omurgadan kan aldırarak tedavi vaat ettiği vurgulanıyor.
Sosyal medyanın bir reklam platformu olarak kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Çayır; unvanı diyetisyen, psikolog veya hekim olan bazı kişilerin dahi diplomalarını kullanarak bu ticari sömürüye ortak olabildiğini kaydetti.
Çocuk Endokrinolojisi Derneği Hukuk Mücadelesi Başlattı
Şarlatanların bilimsel kanıtlar yerine hikayelere, manipülasyonlara ve "küresel ilaç firmaları tedaviyi gizliyor" komplolarına sığındığını belirten Çayır, başarısızlık durumunda ise suçu "hastanın inançsızlığına" ya da "geç kalınmışlığa" attıklarını söyledi. Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabeti Derneği'nin bu tür sahte uygulamalara karşı hukuk mücadelesi yürüttüğünü belirten Çayır, derneğin girişimleriyle bir hekim ve bir diyetisyene idari para cezası uygulandığını aktardı.
Prof. Dr. Çayır, ailelerin "her derde deva" sloganlarına, bireysel tanıklıklara ve "doğal olan zararsızdır" yanılgısına karşı dikkatli olmalarını; çocukların tedavisinde çocuk endokrinoloji uzmanları dışında hiçbir odağın müdahalesine izin vermemeleri gerektiğini vurguladı.