Vücutta yağ oranının sağlığı tehdit edecek düzeye ulaşması; diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi birçok kronik rahatsızlığa zemin hazırlıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 13’ü obeziteyle mücadele ederken, bu oranın giderek arttığı belirtiliyor.
“Kapsamlı değerlendirme şart”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Ünal Sabancı, obezite cerrahisinin diyet ve egzersizle yeterli sonuç alınamayan hastalarda sağlıklı kilo kaybı ve eşlik eden hastalıkların kontrolü açısından önemli bir seçenek olduğunu vurguladı.
Cerrahi kararı öncesinde hastaların ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Sabancı; yaş, mevcut sağlık durumu, kilo geçmişi, yaşam tarzı ve hedeflerin dikkate alındığını, uygulanacak yöntemin de bu değerlendirmeye göre belirlendiğini aktardı.
Vücut kitle indeksi belirleyici oluyor
Sabancı, tedavi planlamasında vücut kitle indeksinin (VKİ) temel kriter olduğunu ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:
VKİ 30-35: Obezite (Tip 1)
VKİ 35-40: İleri obezite (Tip 2)
VKİ 40 ve üzeri: Morbid obezite (Tip 3)
Cerrahinin genellikle VKİ’si 40’ın üzerinde olan hastalara ya da VKİ’si 35’in üzerinde olup diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi ve insülin direnci gibi ek hastalıkları bulunan bireylere uygulandığını belirtti.
En sık iki yöntem: Tüp mide ve gastrik bypass
Obezite cerrahisinde en yaygın uygulanan yöntemlerin tüp mide ve gastrik bypass olduğunu kaydeden Sabancı, tüp mide ameliyatında midenin büyük bölümünün çıkarılarak hacminin yaklaşık 100-150 mililitreye düşürüldüğünü söyledi. Bu yöntemde açlık hormonu salgılayan bölümün alınmasıyla iştahın azaldığını ve hastaların daha az gıdayla doyabildiğini ifade etti.
Gastrik bypass yönteminde ise midenin küçültüldüğünü ve bağırsakların bir kısmının devre dışı bırakıldığını aktaran Sabancı, bu tekniğin hem alınan gıda miktarını azalttığını hem de besin emilimini sınırladığını, özellikle diyabet kontrolünde etkili olduğunu belirtti.
Uzun vadede yaşam kalitesi artabilir
Sabancı, obezite cerrahisinde başarının; doğru yöntem seçimi, düzenli hekim takibi ve yaşam tarzı değişikliklerine uyumla yakından ilişkili olduğunu vurguladı.
Cerrahi sonrası dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve psikolojik desteğin sürecin ayrılmaz parçaları olduğunu ifade eden Sabancı, “Obezite cerrahisi sadece kilo kaybı sağlamaz, obeziteye bağlı hastalıkların kontrolünde de önemli rol oynar. Düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hastanın yaşam kalitesi artabilir ve uzun vadede sağlığı korunabilir” değerlendirmesinde bulundu.