• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Ankara -9 °C
  • İstanbul 2 °C
  • Bursa -2 °C
  • Antalya 5 °C
  • İzmir 2 °C

GSS gelecek kimse hastaneye gidemeyecek

GSS gelecek kimse hastaneye gidemeyecek
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, bugün gerçekleştirilecek grevin de nedenleri arasında yer alan ve 1 Ocak 2012'den itibaren yaşamımıza girecek olan ...

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, bugün gerçekleştirilecek grevin de nedenleri arasında yer alan ve 1 Ocak 2012'den itibaren yaşamımıza girecek olan Genel Sağlık Sigortasıyla (GSS) artık yeşil kartın iptal edileceğini, kimsenin hastanelere gidemeyeceğini, ağrı hasta olanların ise hastaneye gittiğinde borçla karşılaşacaklarını söyledi. Bilaloğlu, "Bu durumda hastaneye gittiğinde de biriken borçlar onu karşılayacak ve haciz mi, hapis mi artık neyse, onu bekleyen son olacak" dedi.

Bilaloğlu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasının 1 Ocak 2012'de yürürlüğe girecek olan GSS bölümünün neler getireceğini, hastaların nelerle karşılaşacağını ve grev nedenlerini gazetemize anlattı.

GSS'nin hayatımıza gireceği tarih olan 1 Ocak 2012'den itibaren vatandaşın, yeşil kartlının durumu ne olacak?
Türkiye'de 1 Ocak 2012 tarihinde Genel Sağlık Sigortası tamamıyla yürürlüğe girmiş olacak. Bunun anlamı: Herkes sağlık hizmeti alırken, bu ülkenin vatandaşı olarak verdiği verginin yanı sıra bir de prim ödeyecek. 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle bu herkes için bütünüyle geçerli hale gelecek. Kimler ödemeyecek? Geliri asgari ücretin üçte birinden az olanlar ödemeyecek. Kabaca asgari ücretin 750 olduğunu düşünürsek, geliri 250 liranın altında olanlar prim ödemeyecek, yasa gereği onların primini devlet ödeyecek.
Yeşil kartlılar meselesi, bu yanıyla ortadan kalkmış durumda. Ama geliri zaten bunun altında olanlar yeşil kartlı. Şu anda Türkiye'de yeşil kartlılar için de gelir tespiti yapılıyor. Daha önce beyan ettikleri gelirlerinin durumu güncel olarak da değerlendirilerek netleştiriliyor. Eğer geliri demin söylediğim rakamın üzerindeyse, prim ödeme yükümlüsü olarak yeşil kartı iptal olacak. Geliri bunun altında ise zaten prim ödeme yükümlüsü değil, böylece herkes güvence kapsamında görülüyor.

Herkes güvence kapsamındaysa, sorun nerede?
Buradaki sorun, geliri 250 liranın üzerinde olan insanlar bu primi öder mi ödemez mi? Çünkü Türkiye'de herkes devlet memuru değil. BAĞ-KUR gibi kurumlar var, ayrıca kayıt dışı istihdam da var. Türkiye'de biliniyor ki, milyonlarca insan geliri 250 liranın üzerinde olmakla birlikte prim ödemiyor.
250 lira ve üzeri geliri olan bir insan sağlık hizmeti için ekstra bir para ayırabilir mi? Bu ölçüt neye göre saptanmış? Türkiye'de asgari ücretin miktarını, bu rakamın açlık sınırının altında olduğunu biliyoruz. Açlık sınırının bile altında olan bir rakamı üçe bölüp, bundan daha fazla geliri olanlar prim ödeme yükümlüsü olunca, 1 Ocak 2012 itibariyle çok sayıda insan hem kayıt dışı olduğu için hem de direkt bir maaşı olmadığı için ve maaşından kesilmediği için prim ödemiyor olacaklar. Prim ödemezse kağıt üzerinde bir sıkıntı yok. Ne zamana kadar? Sağlık hizmeti almak için bir sağlık kuruluşuna başvurana kadar. Hiç rahatsız olmazsan, prim ödeme yükümlüsü olmana rağmen bir sıkıntı gözükmüyor. Ama ödemediğin prim kadar borcun birikiyor ve faiziyle birlikte işlemeye başlıyor.

Kişinin hastalanması durumunda ne olacak?
Bir gün rahatsızlık olursa, sağlık hizmeti alınması gerekirse ve bir sağlık kuruluşuna başvurulursa "Önce kişinin sağlık hizmeti almaya müstahak olup olmadığına bakılır" deniyor. Nedir müstahaklık? Prim ödüyor musun ya da prim ödeme yükümlüsü müsün? Yükümlüysen ve ödemiyorsan, orada senin bir borcun birikmiş olacak. Denecek ki "Siz prim ödemiyorsunuz, biz size hizmet veremeyiz"
Kişinin başvurusu acilse, o acil durumun gereği yapılacak. Ama kişinin adresi falan belli olduğu için o kişiye yönelik bir işlem başlatılacak. Rehin kalma yok artık. Ama haciz, cezaevi gibi seçenekler arttı. Çünkü kişinin borcu var, borcunu ödemediği saptanmış ve onunla ilgili işlem başlatılmış olacak. Acil değilse de zaten prim ödemediği için sağlık hizmeti almaya müstahak değil. Kişi herhangi bir rahatsızlık olup da sağlık kurumuna gittiği takdirde borçlu çıkacağını bildiği için, yakalanacağı düşüncesiyle "geçer hastalığım" diye düşünecek. Hastalığı geçmediği takdirde de yine gidip o kadar borç çıkarmaktansa, eczaneye gidip bir ilaç önerisi almayı tercih edecek. Eczacılar da yardım düşüncesiyle, kendi bilgisi çerçevesinde bir ilaç önerecek, nakit para olarak da karşılığını alacak. Dolayısıyla milyonlarca insan prim ödemeyeceği ve suçlu duruma düşeceği için birinci seçenek olarak bu yola başvurmayı tercih edecek. Eczaneden aldığı ilaçla sağlığına kavuşursa, bir süre daha ertelemiş olacak. Ta ki eczacı aracılığıyla sağlık sorununu çözemez olduğu ve bir biçimde mutlaka hastaneye gitmek durumunda kaldığı zaman hastaneye gidecek ve o zaman da suçlu durumu belgelenip hakkında gerekli süreç başlatılacak.

Hastaneden hapishaneye mi?
Hapishane mi olacak, yoksa hacizler gibi uygulamalar mı olacak bilmiyoruz. Bunun adına uluslararası literatürde "tıbbi yoksulluk" deniyor. Çünkü gittiğinde o borcu ödemek durumundasın, bir şeylerin varsa satacaksın ya da borçlanacaksın. Yani var olan durumun ne ise, tıbbi nedenler yüzünden daha da yoksullaşmış olacaksın.

Uluslararası literatürde dediniz. Bu tür bir yoksullaşma başka ülkelerde de var mı?
Başka ülkelerin deneyimlerine baktığımızda, vergi artı prim, artı katkı-katılım payı falan diye finansman metodu uygulayan ülkelerde ortaya çıkan tabloya "tıbbi yoksulluk" diyorlar. "Medikal yoksulluk" da denen bu durumun yaşanması halinde öncelikle "erteleme" söz konusu.
Bu durum hastalık ilerledikten sonra sağlık kuruluşuna başvurmak sonucunu doğuruyor. İkincisi, direkt eczaneden sorununu çözmek; bu da bilinçsiz ilaç tüketimini artırıyor. Sermayenin, ilaç tekellerinin istediği de bu zaten.
Diğer bir sonuç da kişi sağlık kuruluşuna başvurduğunda borçlu olduğu ve hastalığı iyice ilerlediği için neyi varsa satmak zorunda. Böylece kişi maddi kayba uğramış oluyor. Toplamda bu kayıpların hepsine birden tıbbi yoksulluk adı veriliyor. (Ankara/EVRENSEL)


--------------------------------------------------------------------------------

‘SÜRESİZ BİR GREVİ ÖRGÜTLEYECEK YAPILARI OLUŞTURUYORUZ’

21 Aralıkı, bir günlük bir eylemden çok bir mücadele takvimin başlangıcı olarak ifade ettiniz. Ne olacak 21 Aralıkta?

21 Aralıkta, bundan kısa bir süre önce başladığımız, muhtemelen 21 Aralıktan sonra da devam edeceğimiz örgütlenme çalışmaları yürütülmüş olacak. Sağlıkçılar Meclisi, bunun özel bir formu olarak gündeme gelecek. Önümüzdeki görevi, "Gerektiğinde süresiz bir grev örgütleme görevini yerine getirecek olan" sağlıkçılar meclislerinin kurulmasının ilanı olarak belirlemiş olduk. Bu nedenle iş bırakma meselesini, bu görev nedeniyle hayata geçireceğiz. Bugün hizmet sunamayacağız ama temel noktamız bir iş bırakma tartışması değil, o gün itibariyle herkes duysun ve bilsin ki; biz sağlık alanında, bütün sağlıkçılar bir araya gelip, sorunların çözümü için süresiz bir grevi örgütleyecek yapılarımızı oluşturuyoruz ve şekillendiriyoruz. Bunun duyurusudur bizim için 21 Aralık.

21 Aralık için nasıl bir çağrı yaptınız?
Duyarlı olduğunu düşündüğümüz siyasi partiler, sendikalar ve meslek örgütleriyle görüşmeler yapmaya çalıştık ve ilk olarak onlara şu çağrıyı yaptık; üyeleriniz, çevrenizde olanlar 21'inde lütfen acil dışında sağlık hizmeti alma beklentisinde olmasınlar. Sonra sağlık kuruluşlarına çağrımız oldu: Bizi desteklemek, beraber konuşmak üzere de gelebilirler ama bu olmadığı takdirde de ileride duyurulan ortak etkinliklere katılsınlar...

Sesinizi duyurmak için seçtiğiniz yöntem anlaşıldı mı sizce?
Kimileri "Oyun mu oynuyorsunuz" diyor ama hep söylüyoruz, bu oyun Mecliste oynanmadı, bizim kararnamelerimiz Mecliste görüşülmedi bile. Biz bunları görüşeceğiz. Evet kendi kurduğumuz meclislerde oturacağız, lehte söyleyenler, aleyhte söyleyenlere söz vereceğiz ve ondan sonra oylamalarımızı yapacağız. Bir parti başkanı ya da birilerinin vaazı ile değil, kendimizce. Sonuçta iyi bulursak, çıkar iyi olduğunu açıklarız. Teşekkür ederiz 550 milletvekilini yormadan çıkardıkları yasalar için. Yok böyle değil de "bu nasıl iştir ya, anayasa yapıyoruz diyorlar, herkesin görüşünü istiyoruz diyorlar, sağlıkla ilgili konuları bize de sormuyorlar, Meclise bile sormuyorlar. Biz bunu asla kabul edemeyiz" diyen bir düşünce çıkarsa bunları da çıkarıp 21'i itibariyle kamuoyuyla paylaşacağız.

Sağlık Meclislerini 21 Aralıktan sonra ne gibi görevler bekliyor?
Halkın katılımını da sağlayan bu politikalara yönelik referandumlar, grev oylamaları, istifa dilekçelerinin toplanması gibi değişik eylem ve etkinlikler olabilir. Yenileri de eklenebilir. Bu görevler Meclislerin önüne gelecek. Hep birlikte yürüyüşümüzü koruyup, geliştirebildiğimiz takdirde o zaman kritik an gelecek. Eğer halen çözülmüyorsa beklentilerimiz o zaman biz gerçek anlamıyla greve, süresiz greve gitmeliyiz. Artık hemşiresi, hekimi çocuğumuzu alıp hastaneye mi kapanırız, "Biz bu iş çözülene kadar buralardan çıkmıyoruz" mu deriz o süreçte göreceğiz. Temel beklentimiz bir eylem yapmak değil, sorunlarımızı çözmek. Katkı payı, katılım payı istemiyoruz. Bu ülkede vergi veriyoruz, niye başka para veriyoruz.
Çalışan olarak niye bizim hakkımız verilmiyor, onun yerine performans diye ucube sistemler bize dayatılıyor? Bu süreçte Türkiye'de yaşayan herkesin "Sağlık hakkı benim en doğal hakkımdır ve bu karşılanmalıdır" diyen bir zihni berraklığa ve o berraklığın getirdiği de bir açık tutuma ihtiyacı var. Bu, bugün yaratılan müşteri dünyasında "Paramız varsa alırız, paramız yoksa zaten hakkımız değil" paradigmasının kırılmasından geçiyor.

Bunu kırmak mümkün mü?
Elbette, Türkiye'nin her yerinde aslında bu yaşanıyor. HES meselesinde, nükleer santral meselesinde aynı şey bunun üzerinden söyleniyor. Çünkü dünya "Birilerinin satıp, o dünyaya yeni gelecek olanlara pazarlayacağı bir mal" gibi gözüküyor. Oysa ki biz de diyoruz ki, bu dünyanın nimetleri satılıp pazarlanacak bir mal değil, bizim insanca yaşayıp, yararlanacağımız bir dünya. Nedir bir insanın isteyeceği şey, bir günde 8 saat çalışmak (daha da az olabilir), 8 saat uyumak, 8 saat de canı ne istiyorsa onu yapmak. Bunun için de o 8 saatlik çalıştığı süre içerisinde elde edeceğiniz kazancınızın, diğer 16 saatinizi de karşılayacak bir büyüklükte ve mümkünse yarınınızı güvence altına alacak bir biçimde olması lazım.


--------------------------------------------------------------------------------

SEÇİM BİTTİ YIKIM BAŞLADI

Sizce tarih neden 1 Ocak 2012?
Şu ana kadar bahsettiğim uygulamalar, bugüne kadar bir geçiş süreci öngörülerek yürürlüğe konmadı. Aslında tarih 2010 yılı 1 Ekimi idi. Seçimlerin öncesine denk geldiği için 1 Ocak 2012'ye ertelendi. Şimdi artık seçimler de bitti, bu süreç başlamak durumunda. Başladığı zaman da süreç böyle yürüyecek

Sultan Özer / Fatma Keskintimur /Evrensel

Bu haber toplam 7286 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim