• BIST 107.041
  • Altın 143,194
  • Dolar 3,5623
  • Euro 4,1506
  • Ankara 31 °C
  • İstanbul 32 °C
  • Bursa 37 °C
  • Antalya 31 °C
  • İzmir 35 °C

Hastayla doktoru performans ayrı düşürdü

Hastayla doktoru performans ayrı düşürdü
Sağlıkta Dönüşüm’ün merkezindeki ‘Performans Sistemi’nin özeti bu. Hekimin hastaya ayırdığı süre 5 dakikaya indi. Örneğin kardiyoloji bölümünde 8 dakikada bir randevu veriyorlar.

Türk Tabipler Birliği 2. Başkanı, Marmara Üniversitesi Genel Cerrahi bölümünden Prof. Dr. Özdemir Aktan'la son günlerde artan hekimlere yönelik şiddetin nedenlerini konuştuk.

Doktorlara karşı düşmanlığın müthiş arttığından söz ediyorsunuz. Niye böyle oldu? 
Sağlığın ticari bir metaya dönüşmesi bizi bu hale getirdi. Eskiden ‘paternalistik’ yani ‘babacan bir hekim’ tipi vardı. Hekim ve hasta arasında karşılıklı sevgi, saygı ve güven vardı. Artık böyle değil. Şöyle ki; yeni sistem doktorlara ‘Ne kadar çok hasta bakarsan, ne kadar çok ameliyat yaparsan o kadar para kazanabilirsin’ diyor. ‘Sağlıkta Dönüşüm’ün merkezindeki ‘Performans Sistemi’nin özeti bu. Hekimin hastaya ayırdığı süre 5 dakikaya indi. Örneğin kardiyoloji bölümünde 8 dakikada bir randevu veriyorlar. Bu ne demek, hasta odaya girer ve çıkar… 

Nasıl tedavi ediyor bu şekilde? 
Hastayı odadan en çabuk çıkartmanın yolu tetkik istemek. Hasta gidiyor, tetkikleri yaptırıp 5 gün sonra geri geliyor. Çarçabuk bir reçete yazılıyor. Başka türlü bu sistem dönmüyor. Hastanın aldığı hizmet çok kötü. Türk Cerrahi Derneği’nin yayınladığı rapora göre performans sistemiyle birlikte gerekli olmayan ameliyatlar ve tıbbi işlemler çok artmış vaziyette. Çünkü her ameliyattan puan alınıyor. 

Ama şimdi bu hekimliğe sığar mı? 
Haklısın, ama bir yandan da tıpta her tetkiki rasyonalize edebilirsin. Hekim yüzde bir ihtimal bile olsa o MR’da birşey çıkabileceği mantığı üstüne düşünüyor olabilir. Dolayısıyla fazla tetkik istemek mesleğe aykırı birşey değil. Ama sadece tetkik isteyerek yapılan hekimlik de iyi hekimlik olamaz. Hastaya dokunmadan, onun hikâyesini dinlemeden iyileştiremezsin ki aslında. 

Dokunun, dinleyin… 
Anlatamadım galiba… Bu sistem ‘hekim - hasta’ ilişkisini, ‘hizmet sunan - müşteri’ ilişkisine dönüştürdü. Hastaya 5 dakika ayırdığınızda onu nasıl dinleyeceksiniz. 5 dakikayı aşınca, bekleyenler kavga çıkarıyor. Kapınızın üstündeki numeratör yanıp sönüyor. Böyle bir ortam… 

‘Doktorlar paragözdür, tek dertleri muayenehanede para kazanmaktır, bu yeni sistemi o yüzden istemiyorlar’ fikrine ne diyorsunuz? 
Türkiye’de 120 bin hekim var. Üniversitede olup da akşam 5’ten sonra muayenehanesine giden hekim sayısı 1000. O bin kişiye ‘paragöz’ demek büyük haksızlık çünkü gün boyu zaten çalıştığı kurumda görevini yapmış. Fakat Bakan öyle bir imaj yaratıyor ki sağolsun, sanki bütün hekimlerin muayenehanesi var, hepimiz muayenehanemizin peşindeyiz… Yok böyle birşey. Bu sistem mesleğin doğasına aykırı olduğu için itiraz ediyoruz. Zaten hastalar da aldıkları hizmetten memnun olmamaya başladı. Doktorlara karşı şiddet olaylarında son dört yılda çok ciddi bir artış var. Ve bunun baş sorumlusu politikacılardır. 

Niye? 
Sağlık konusunun ciddi bir oy ve dolayısıyla güç kaynağı getirdiği anlaşılınca iyice yüklenmeye başladılar. Örneğin SABİM diye bir şikâyet hattı kuruldu. Doktorları şikayet ediyorsun. Güzel. Fakat gelen telefonlar hiç mi elemeden geçirilmez. Acil servisteki bir doktor anlatıyor. Hakkındaki şikâyet şu: ‘Akşam Acil’e başağrısıyla geldim, doktor ağrı kesici iğne yaptı ama iğne kalçamı çok acıttı!’ Bu tür şeylere savunma yazmaktan doktorlar işini yapamaz hale geldi. Herkesin psikolojisi de bozuldu. Ben doktorları hiç bu kadar umutsuz ve mutsuz görmemiştim.  Politikacılar doktorlara ‘Doktor efendi, kendine gel’ tonuyla konuştukça, bizler halkın gözünde düşman konumuna geliyoruz. Biz bu tonlamayı daha önce de duyduk. 

Ne zaman? 
Kenan Evren zamanı. 1978’de bir tam gün yasası çıkmış ve karşılığında hekim maaşları çok artmıştı. Bir ilçede ebe kaymakamdan fazla para alıyordu. Askere gidiyordunuz, bir doktor yüzbaşı, birliğin komutanından fazla kazanıyordu. Bu tabii herkesi rahatsız etti. 12 Eylül’den sonra ilk yapılan değişiklik bu yasanın iptali olmuştu. Evren de şöyle bir cümle kullanmıştı: ‘Doktorlara gelin şu bayrağın ucundan tutun diyoruz, kaç para vereceksiniz diye soruyorlar.’ Yani bu zihniyet o dönemden başlıyor. 

Bu yeni sistem doktorun parayla ilişkisini kesmiyor mu? 
Tam tersi. Mesele nasıl hasta baktığın değil, kaç hasta baktığın artık. Hastane ne kadar para kazanıyor? Bakanlığın sorusu bu. Şimdi kamu hastane birlikleri kuruldu. Hastanelerin başına genel sekreter denilen bir CEO atanacak. Bu CEO ve altındaki ekip hastanelere para kazandıramazsa, sözleşmeleri iptal oluyor. Dolayısıyla tüm doktorları daha fazla hasta, daha çok para diye kırbaçlayarak koşturacaklar. 

Üniversite hastanelerinin araştırma ve eğitme gibi görevleri vardı, onlar ne oldu? 
Unutuldu. Hekimler hasta bakmaktan eğitim toplantısına vakit ayıramıyor. Araştırmalara ayrılan bütçeler kısıla kısıla yok oldu. En iyi tıp öğrencilerini yetiştiren Çapa, Cerrahpaşa, Hacettepe, Marmara ekolleri yıkılıyor, kimsenin umurunda değil. Bundan 10 yıl sonra kimlere muayene olacağız bilmiyorum. En iyi hekimler üniversitelerden uzaklaştı. Hayatımda ilk kez geçen hafta kendime özel sağlık sigortası yaptırdım mesela. Çünkü başıma birşey gelse, kamuda bana bakabilecek, kaliteli tıbbi malzeme kullanacak doktor arkadaşım kalmadı. 

Hastaya ayrılacak süreyi artırmanın bir yolu yok mu? 
Ben İstanbul Tabip Odası Başkanı’yken bunu denedik. Minimum süre 20 dakika olsun dedik. Performans puanı azalacak diye meslektaşlarımız buna sıcak bakmadı. Bu çok acıklı, ideallerimizi unutturdular bize. Biz hekimler maalesef bu sisteme uyduk, uydurulduk. Siyasetçiler sürekli bu sistemin mükemmelliğinden söz ediyor. Ama hasta kendi aldığı hizmete bakıyor, hiç de iyi değil. O zaman hatayı doktorda buluyor, iş sözlü ve fiziki şiddete varıyor. 

Peki bu yeni sistem SGK’lı hastaların özel hastanelerde tedavi olmasına imkân vermiyor mu? Örneğin ‘Babam özel hastanede bypass oldu, çıkışta sadece 20 lira verdik, Allah razı olsun’ tipi cümleleri duydum ben… 
Tabii sistemin geçiş döneminde böyle şeyler oldu ama şimdi balayı sona erdi. Çünkü sistem iyi kötü yerleşti. Artık hepimiz sağlığa cebimizden daha fazla para vereceğiz. Devlet artık sağlık hizmeti veren bir kurum olmayacak, hastaneler kendi yağıyla kavrulacak. 

İyi de benim cebimden niye daha fazla para çıkıyor? 
SGK şu anda topladığı primlerle sağlığa harcadığı paranın yüzde 50’sini karşılayabiliyor. Geri kalanını devlet sübvanse ediyor. Artık etmeyecek. Devlet, ‘Sadece fakirlerin sağlık giderlerini karşılarım’ diyor. Kim fakir? Aylık geliri 290 liranın altında olanlar. Gelirin 300 liraysa ayda 35 lira prim ödeyeceksin. SGK devletin karşılamadığı yüzde 50’yi nasıl bulacak? Giderleri azaltacak, hekim ücretleri azalacak, işsiz hekimler olacak. İkinci adımda sağlık hizmeti alanlar SGK havuzuna katkıda bulunacak. Örneğin aile hekimliği ücretsiz olacaktı, 3 lira reçete bedeli çıkardılar. Özel hastaneye fark ödenmeyecekti. Şimdi bypass 10 bin liraysa hasta 9 bin lirasını ödeyecek. Bir kamu ya da üniversite hastanesinde kayda girdiğinizde reçete bedeli diye bir para kesiliyor. Kimse bunun farkında değil. ‘Balayı bitti’ derken bunu diyordum.

'Benim hastam kavramı artık kalmadı, bu fabrikasyon bir sistem’
‘Benim hastam’ kavramı kalmadı, şimdiki fabrikasyon bir sistem. Gidiyorsun bir doktor tetkik istiyor. Yaptırıp geldiğinde karşında başka bir doktor! Bu durumda doktorla hasta arasında sevgi, saygı, güven olur mu? 1970’lerde yüksek tansiyon hastalarından oluşan iki grupla deney yapılıyor. Birine ilaç veriliyor, diğer gruba hem ilaç veriliyor hem de hekim hastayla küçük sohbetler ediyor. 2. grubun tansiyonu çok daha iyi kontrol ediliyor. Doktor-hasta ilişkisi böyle birşey. İyileşmenin önemli bir kısmı doktoruna güvenmekten geçer. Bizde hastaların yüzde 76’sına reçete yazılıyor. Batı’da bu oran yüzde 35. Çoğu kez hastalarla konuşmak tedavi için yeterli oluyor. Bu sistemde hekimler hastayla konuşmayı, muayene etmeyi unuttular. Oysa dokunma hissi bile iyileştiricidir. Düşmanlığın ve şiddetin ikinci sebebi de burada yatıyor.

EZGİ BAŞARAN

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu haber toplam 1914 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim