• BIST 109.050
  • Altın 153,876
  • Dolar 3,8375
  • Euro 4,5051
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Bursa 9 °C
  • Antalya 9 °C
  • İzmir 8 °C

Sağlık’ta Sosyoloji Devri

Sağlık’ta Sosyoloji Devri
Sağlık Bakanlığı,sosyolojik bakış ve araştırmaların sağlık hizmetlerinde uygulanması amacıyla ...

Sağlık Bakanlığı,sosyolojik bakış ve araştırmaların sağlık hizmetlerinde uygulanması amacıyla İLK KEZ KPSS puanına göre Mayıs ayında Ankara’da 7 adet olmak üzere toplam 17 adet Sosyolog alımı yapacaktır.Sağlık Bakanlığı’na ve Sosyologlara hayırlı olması dileğiyle…

SAĞLIK SOSYOLOJİSİNİN GELİŞİMİ

İnsan olmak, sağlık ve hastalık ile ilgili olmak demektir. Hastalık olgusu ve hastalıklarla baş edebilme çabası bütün insan toplumlarının ortak özelliğidir. Ancak karşılaşılan sağlık riskleri, hastalık çeşitleri, hastalığın algılanışı ve bunlarla baş etme yolları yani tedavi yöntemleri toplumdan topluma büyük oranda değişmektedir. Sağlık ve hastalık, kültürel ve sosyal olarak tanımlanmış kavramlardır. Neyin sağlıklı ve normal olduğu toplumdan topluma ve değişik kültürlerde farklılık göstermektedir. İnsan biyolojik bir organizmadır ancak bundan daha fazla bir şeydir de. İnsan, bir davranış sistemi, toplumsal sistemin bir üyesi, kültürel sistemin bir katılımcısıdır. Kısaca şöyle ifade edebiliriz; hastalık evrensel bir olgu iken hastalığın algılanışı ve tedavi yöntemleri farklıdır.

Bireylerin, grupların ve toplumların sağlık düzeylerini belirleyen pek çok sosyal faktör bulunmaktadır. Kişilerin karşılaştıkları sağlık problemleri, hastalık riskleri
ve ölümlülük oranları doğrudan ya da dolaylı olarak pek çok sosyal faktörden etkilenmektedir. Öncelikle kişilerin ve toplumların yaşam tarzları ve yaşam alışkanlıkları hastalıklarını da büyük oranda etkilemektedir.

Örneğin 18. yüzyılda Amerika’da doktorlar drapetomania denilen özel bir hastalık tanımlamışlardı. Bu, sahibinden sürekli olarak kaçmaya çalışan köle hastalığıydı. Yani köle yaşamına uyum sağlayamayan kölelerin yakalandıkları bir hastalıktı. Ancak bugün tıp böyle bir hastalığın varlığından haberdar bile değildir.

Kültürün sağlık üzerindeki güçlü etkisini gösteren bir örnek de kuru hastalığıdır. Papua Yani Gine’de Güney Fore’de 1950’de tanımlanan kuru, bir merkezi sinir sistemi hastalığıdır. Hasta 6 ile 12 ay içinde ölmektedir ve bilinen hiçbir tedavi yöntemi bu ölümleri engelleyememektedir. Hastalığın Güney Fore’ye özgü olduğu ve yaygın olarak kadınlarla çocukları etkilediği saptanmıştır. Laboratuar çalışmaları kuruya neden olan virüsü bulmuştu ancak hastalığın epidemiyolojisini açıklamaya yetmemişti. Yani hastalığın neden Güney Fore’de görüldüğü, neden çoğunlukla kadınları etkilediği gibi sorulara cevap verilememişti. Bu sorulara cevap bulmak için alana giden antropologlar, Güney Fore kadınları arasında törensel yamyamlığın varlığını saptadılar. Ölen kadın akrabanın beynini yemek, yas tutma töreninin önemli bir parçasıydı. Beyin kadınlar tarafından hazırlanıp yenmekteydi. Ancak bazen küçük çocuklara da yedirilmekteydi. Hastalığa yol açan virüsün bu beyinden kadınlara geçtiği bulgulandı. Böylece bu adetin sonlandırılmasıyla kuru hastalığının önüne geçilebilmiş oldu.

Günümüzde toplumların karşı karşıya oldukları hastalık risklerinin birbirinden farklı olduğunu söyleyebiliriz. Gelişmiş ülkelerde bugün kronik hastalıklar bir numaralı sağlık problemiyken, gelişmekte olan ve gelişmemiş toplumlarda akut ve bulaşıcı hastalıklar en önemli sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Benzer şekilde aynı toplum içinde farklı gruplarda da sağlık düzeyleri açısından önemli farklılıklar görülmektedir. Örneğin alt sosyal sınıflara mensup kişiler, üst sosyal sınıflardan gelenlere göre daha sağlıksızdırlar ve yaşam süreleri de daha kısadır.
O halde şunu söyleyebiliriz; sağlık sadece biyolojinin konusu değildir,
aksine pek çok sosyal, kültürel, politik ve ekonomik faktörü de içermektedir.

İşte bunun anlaşılması, yani pek çok grup ve toplumda, sağlık özelliklerinin düzeyi ile sosyal faktörler arasındaki karmaşık ilişkinin anlaşılması, sosyoloji içinde
sağlık sosyolojisinin önemli bir alan olarak gelişmesine olanak sağlamıştır.

Sosyoloji, insan davranışlarının toplumsal nedenleri ve sonuçları ile ilgilenmektedir. Sağlık sosyolojisi de, sağlık ve hastalığın sosyal nedenleri ve sonuçlarını incelemektedir. Diğer bir deyişle sağlık sosyolojisi, sosyolojinin
sağlık ve hastalığın sosyal boyutlarını inceleyen bir alt dalıdır. Sağlık sosyolojisini önemli bir konu haline getiren, daha önce de söylediğimiz gibi, grupların ve toplumların sağlığının belirlenmesinde sosyal faktörlerin oynadığı önemli roldür.

Sosyal faktörler sadece hastalık ve sakatlık olasılıklarını belirlemektedir.
Aynı zamanda bu sosyal koşullar ile sağlık arasındaki ilişkinin anlaşılması, hastalıkların engellenmesinde ve sağlığın korunması ve geliştirilmesinde
başarı şansını yükseltmektedir.

Sağlık sosyolojisi özel bir alan olarak 1940’larda ABD’de gelişmiştir.
Sağlık sosyolojisi terimini ilk defa Charles McIntire 1894’te kullanmıştır.
Sosyal faktörlerin sağlıktaki önemini konu alan makalesinde bu terimi kullanmıştır. Bundan sonra 1902’de Elizabeth Blackwell’in, tıp ve toplum arasındaki ilişkiyi alan çalışmasında sosyal etmenlerden söz edilmiştir.

Ancak sağlık sosyolojisi ile ilgili ilk yayınlar, sosyolojiden çok tıpla ilgili kişiler tarafından üretilmiştir. Sosyolojik bakış açısıyla ortaya konulan ilk çalışma
1927′de Bernard Stern’in “Tıbbi Gelişimde Sosyal Faktörler” başlıklı çalışmasıdır.
Bunu takip eden birkaç çalışmadan daha söz etmek mümkün ancak sağlık sosyolojisi alanındaki asıl gelişme 2. Dünya Savaşı’ndan sonra olmuştur.
Bu dönemde çok önemli miktarda federal fon sağlık sosyolojisi çalışmalarına ayrılmıştır.

Sağlık sosyolojisinin gelişimine baktığımızda, sosyolojinin öbür alt disiplinlerinden farklı bir gelişme görmekteyiz. Tıp ya da sağlık, 19. yüzyılda sosyolojinin kurucuları tarafından önemsenmeyen bir alan olmuştur.

Hukuk, din, politika, ekonomi ve diğer sosyal kurumların tersine önemli
sosyal teorisyenler tıbbın toplumdaki rolü ile ilgilenmemişlerdir. Tabii bazı
istisna olarak görülebilecek çalışmalardan söz edebiliriz. Örneğin Durkheim’in 1897’de yayınlanan İntihar adlı çalışmasında Avrupa’daki intihar oranları analiz edilmektedir. Ayrıca bundan önce 1845’te Engels, İngiltere’de işçi sınıfının
sağlık durumunun kötülüğünü kapitalist üretim süreci ile açıklamıştır.
Ancak bunlar sağlık sosyolojisinin öncül çalışmaları olarak kabul edilmemektedir. Ve bunların dışında sosyolojinin kurucuları olarak kabul edilen düşünürler
sağlık alanını gözardı etmişlerdi çünkü bu toplumun yapısını ve doğasını şekillendirmemekteydi.

Sağlık sosyolojisi esas olarak 2. Dünya Savaşından sonra başlamış ve 1960’larda gelişmiştir. Günümüzde ise sağlık sosyolojisi çok önemli bir alan haline gelmiştir. Sağlık sosyolojisi ilk önce uygulamalı sosyoloji alanına girmişti. Ancak özellikle Parsons’ın hasta rolü kavramından sonra teorik bir çerçeve de kazandı ve bir yandan da kurumlar sosyolojisinin bir alt dalı olarak gelişti. Bugün ABD’de ve Avrupa’da sağlık sosyologları en geniş ve en fazla sosyolojik çalışma yapan gruplardan biri haline gelmiştir. İngiliz ve Alman Sosyoloji Derneklerinde,
sağlık sosyologları en geniş grubu, Amerikan Sosyoloji Derneği’nde de ikinci
en geniş grubu oluşturmaktadırlar. Türkiye’de de 1999’da Sağlık İçin Sosyal Bilimler Derneği kurulmuştur ve bugün 130’dan fazla üyesi bulunmaktadır.

Sağlık sosyolojisinin önemli çalışma alanları:

1- Sağlık ve hastalığın sosyal yönleri,

2- Sağlık personeli ve sağlık hizmetlerinden yararlanan insanların
sosyal davranışları,

3- Sağlık kurumlarının sosyal işlevleri,

4- Sağlık hizmetlerinin dağıtımı ve bu sistemin diğer sistemlerle ilişkileri.

SAĞLIK TANIMLARI
Gündelik yaşamda sıkça kullandığımız kavramlar bazen anlamını açıklamakta
en çok zorlandığımız kavramlar olabilmektedir. Ya da bu kavramlara herkes
farklı anlamlar yüklemekte, farklı şekilde algılamaktadır.

Çoğu zaman kimin sağlıklı, kimin hasta olduğu konusunda herhangi bir çelişki bulunmayabilir. Çok basit olarak doktor muayenesinde ya da laboratuar tahlilleri sonucunda vücudunda patolojik bir durum bulunan kişinin hasta olduğunu söyleyebiliriz. Ancak kimi durumlarda kişinin sağlıklı ya da hasta olduğu konusunda çelişkiler ortaya çıkmaktadır. Örneğin vücudunda HIV virüsü bulunan kişi, eğer herhangi bir yakınması, hastalığın herhangi bir belirtisi yoksa ve bu virüsün varlığından haberdar değilse kendisin sağlıklı olarak algılayacaktır.
Ancak virüsün varlığı kendisine bildirildiği andan itibaren, herhangi bir yakınması olmadığı halde artık kendisini sağlıklı göremeyecektir.

Benzer şekilde kendisini sağlıklı algılayan pek çok kişi, doktor muayenesi sonunda çeşitli hastalıklara sahip olduğunu öğrenir. Ya da tam tersi durumlarla da karşılaşmak olasıdır. Bir takım yakınmalarla sağlık kuruluşlarına başvuran fakat yapılan tüm araştırmalara rağmen herhangi bir anormalliğe rastlanmayan birçok “sağlıklı” insandan söz edebiliriz. Doktor bu kişilere ancak hastalık hastası tanısını koyabilecektir.

Sağlığın Tanımı :

Dünya Sağlık Örgütü 1947’de resmen kabul ettiği tanımda sağlığı; sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil fakat fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, sağlıklı olmanın hastalık ve sakatlığın bulunmayışından fazlasını içerdiğini belirtmektedir.

Bu tanımda söz edilen sosyal iyilik hali, kişinin öznel algısına yer vermektedir
ve bu bağlamda rahatsızlığın olmayışını ifade etmektedir. Bu tanımla birlikte
sosyal iyilik halinin sağlığın bir bileşeni olarak kabul edilmesi, tıbbın yanında
diğer disiplinlerin de sağlıkla ilişkilendirilmesine olanak sağlamaktadır.

DSÖ’nün bu tanımına karşılık pek çok çalışmada, tıp mesleğinden olmayan kişilerin sağlığı farklı algıladıkları ortaya konulmuştur. Genellikle sağlığın, kişinin günlük aktivitelerini sürdürebilme kapasitesi olarak algılandığı saptanmıştır.

Sağlık, bireyin ve toplumun yeterli düzeyde fonksiyonel olması için gerekli ön koşulur. Eğer sağlığımız yerindeyse pek çok aktiviteye katılabiliriz. Ancak hasta, sakat ya da sıkıntılıysak günlük yaşantımızın normal döngüsü sınırlanabilir ve sağlık durumumuzla o kadar meşgul olabiliriz ki diğer ilgi alanlarımız ikinci derecede önemli hale gelebilir ya da tamamen anlamını yitirebilir. Bu nedenle René DuBos sağlığın, fonksiyonel olma kapasitesi olarak tanımlanabileceğini söylemektedir. Bu, kişinin hiçbir sağlık problemi olmadığı anlamına gelmemekte, kişinin istediği şeyi yapabildiğini ifade etmektedir.

Hastalığın Sosyal Tanımı :

Hastalık (disease), tıbbi bir kavrama gönderme yapmaktadır.
Hastalık, birtakım belirti ve semptomlarla ortaya çıkan bir anomalidir.

Rahatsızlık (illness) ise kişinin öznel olarak sağlıksız bir durumu deneyimlemesine işaret etmektedir. Kişinin ağrı, huzursuzluk ve benzeri durumlarını göstermektedir. Kişinin bir hastalığı olmadan kendini rahatsız hissetmesi
ya da benzer şekilde rahatsızlık hissetmeden hasta olması olasıdır.

Hastalık her zaman sınırlandırılmış ve bilimsel bir anlamda kullanılmaktadır. Oxford sözlüğündeki tanıma göre hastalık; vücudun ya da vücudun bir bölümünün veya organlarının fonksiyonlarındaki düzensizlik durumudur, marazi bir fiziksel durumdur.

Buna karşılık rahatsızlık daha gevşek bir şekilde kullanılmaktadır.
Rahatsız olma durumu çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Rahatsız olmak;

1- kötü ahlaklılık,

2- üzüntü, kötülük,

3- vücudun kötü ya da sağlıksız durumu, hastalık
anlamlarında kullanılabilmektedir.

Bir kişinin rahatsız olduğunu söylemek, bu durumun sonuçlarının sadece biyolojik ve fiziksel değil, kişinin bütün sosyal yaşamını önemli şekilde etkilediğini ifade etmektedir. Rahatsız olmak sadece biyolojik olarak değişmiş bir durumda olmak değildir. Aynı zamanda sapkın ve sosyal olarak normal diye tanımlanandan da değişmiş bir durumda olmak demektir. Ancak hastalık ve rahatsızlık arasındaki ayrımı ortaya koymak, bu iki kavramın birbiriyle ilişkisi olmayan iki farklı fenomen olduğu anlamına gelmemektedir. Hastalık ve rahatsızlık deneyimi farklı düzeylerle ilgilidir. Organik ve psiko-sosyal düzeylerde.

Hastalıkla ilgili olarak bir çok genel özellik sayılabilir. Ama en temel özelliği, hastalığın, insan yaşamındaki pek çok olaydan farklı olarak programsız doğasıdır. Hastalık, istemsiz, arzu edilmeyen bir durumdur.

Bütün vakalarda, hasta kişi normal sosyal aktiviteleri üzerindeki kontrolünü
bir ölçüde kaybeder. Tabii bunun boyutu, rahatsızlığın tipine ve şiddetine bağlı olarak önemli ölçüde değişir.

Ahmet SALTIK
 

Bu haber toplam 13113 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim