• BIST 106.862
  • Altın 145,039
  • Dolar 3,5263
  • Euro 4,1266
  • Ankara 18 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Bursa 23 °C
  • Antalya 24 °C
  • İzmir 26 °C

Sosyal devlet yok ‘muhtaç vatandaşa gönüllü hizmet’ var

Sosyal devlet yok ‘muhtaç vatandaşa gönüllü hizmet’ var
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, röportajımızın ikinci gününde sağlıkta gelinen noktanın, “vatandaş” olma kimliğinden “müşteri” olma ...

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, röportajımızın ikinci gününde sağlıkta gelinen noktanın, “vatandaş” olma kimliğinden “müşteri” olma kimliğine doğru bir yol olduğunu vurguluyor. Bilaloğlu, kaldırılan yeşilkartların yerine AKP’nin “Gönüllü Sağlık Hizmeti”ni getirdiğine de dikkat çekiyor. Bu hizmeti vermek için sermaye gerektiğinin altını çizen Bilaloğlu, sağlık hakkının gönüllü hizmete indirgenemeyeceğini dile getiriyor.

AKP yeşilkartı kaldırırken yerine ne düşünüyor?
AKP, 2 Kasım tarihli Kanun Hükmünde Kararname ile “Gönüllü Sağlık Hizmeti” getiriyor. Gönüllü sağlık hizmetini kim verir? Hani okul falan da yaptıran hayırseverler vardır ya, işte öyle kişiler. Bir sağlık kuruluşunda “Senin prim borcun var” denildiğinde, orada hastane içinde veya yakınında gönüllü sağlık hizmeti sunan dernekler, vakıflar, kişiler olacak. Bunlar sizin hastalığınızı tedavi etmek üzere değil o andaki sıkıntınızı hafifletebilecek kimi yardımlarda bulunmak üzere çalışacaklar. Örneğin çocuğunuz ateşler içinde yanarken, size bir ateş düşürücü veren birine o saatten sonra siz minnet duyarsınız. Bu hizmeti böyle organize edebilmek de sermaye meselesi. Artık rengine yeşil, mor ne derseniz deyin ama bu bir sermaye meselesi. Böylece seçmenleri, oy verenleri de kendinize bağlayan bir ikinci çıkar mekanizmasını daha kurmuş oluyorsunuz.
İnsanların asıl sorunlarını çözmek yerine ya da onların hakları olan şeyi vermek yerine, muhtaç hale getirecek, muhtaç haldeyken de gönüllü hizmet verecekler.

Sadece yoksulları mı etkileyecek süreç? Primini ödeyenleri neler bekliyor?
1 Ocak 2012 sonrası, en yoksullar ve en yoksunlar için zor olacak. En yoksul olmayıp, iyi kötü düzenli bir geliri olanlar için durum ne? Bunlar da zaten bir vergi ödüyorlar. Devlet denilen organizasyona vergi niye verilir? Hizmet etsin diye. Hizmetin başında ne gelir? Sağlık ve eğitim. Vergi veriyoruz ama yetmez.
Görece orta sınıfı temsil eden bir kesimin de vergi ödüyor olmalarına rağmen primleri kesilecek. 1 Ocak 2012 itibariyle dün olanın giderek ağırlaştığı bir süreç olacak. Nedir bu ağırlaşma? Katkı payı, katılım payı... Emekliler gidiyor hizmet alırken bir para ödemiyor, tıpkı “Şimdi al 5 ay sonra öde kampanyaları” gibi, “Şimdi muayene ol emekli maaşından kesintiyi görürsün” uygulaması gündeme gelecek.
Mecliste alt komisyonda bulunan bir tasarı var, “Reçetede üç ilaca kadar her reçeteden 3 lira”, “Her bir ilaçtan 3 lira” değerlendirmelerinin yapıldığı. Önce 3 lira dediler, sonra 1 liraya inince büyük bir ferahlama olduğu sanıldı. Gerçekte ise bir kişi kendi cebinden aynı zamanda verdiği verginin, primin yanı sıra bir de katkı, katılım paylarıyla kimi zaman 20, kimi zaman 30,-40 liraya ulaşan paraları da ödemek durumunda kalacak ve bu giderek artacak.

Sadece bu kadar mı yansıyacak?
Daha ötesi var. Sağlık hizmet paketinde yıllar içinde bir daralma gündeme gelecek. Çünkü uluslararası ölçekte sigorta şirketleri, Türkiye’de bir “tamamlayıcı sigortanın” hayata geçmesini istiyorlar. “Genel Sağlık Sigortası var ama böyle her şeyi karşılayan bir sigorta sistemi de olmaz” diyorlar. “Siz her tür hizmeti vermeyin, bazı hizmetleri verin, bir kısmı kapsam dışında kalsın. Onlar için de kişiler özel sağlık sigortalarına tamamlayıcı sigorta yaptırsın” diyorlar.
Genel Sağlık Sigortasının kapsama almadığı kalemlerde ayrıca bir para ödenecek. Böyle bir kurgunun gündelik hayatta karşılık bulup bulmadığını tartışmak, fark etmek önemli. Türkiye görece genç bir nüfusa da sahip ve insanlar yaşlı nüfusu fazla olan ülkelere göre daha az hastalandıkları için bunu doğrudan fark edemiyorlar. Öte yandan para hemen değil de dolaylı olarak ödeniyor, o andaki sorun karşılanıyor ve ücreti daha sonra kesiliyor ve bu harcanan paranın giderek arttığını insanlar fark etmiyor. Bunu “Gidiyorum, hizmete ulaşıyorum” diye değerlendirebiliyorlar. Ama toplamda baktığımızda, gelirimizin içerisinde dün sağlığa 1 birim para harcıyorsak, artık giderek artan büyüklüklerde bir parayı harcıyoruz.
Bu yüzden farkında olarak ya da olmayarak insanlar diğer harcamalarını kısmaya başlıyor. Tüm bunlar ne için? Neden ben para vermek zorundayım? Daha iyi hizmet almak için mi? Oysa bizim vergi, prim veriyor olmamız bize bu hakkı sağlamıyor mu? İsyan ettiren soru bu!
Biz zaten bunun gibi dolaylı vergi ödeyerek benzine, telefona, suya, doğalgaza dolaylı vergi vererek bu ülkenin en zenginiyle eşit düzeyde vergi vererek büyük bir kayıp içerisindeyiz.
Büyüyen bir Türkiye’den bahsediliyor. “Büyüyen yer neresi? Neden işsizlik azalmıyor?” gibi bir çok soruyu da beraberinde getiriyor bu durum. “Tüm bunlar içerisinde sağlığın yeri nedir ve insanlar için bunun anlamı nedir?” sorusunu da eklemek gerekiyor.

İnsanlar geçiştiremeyecekleri ciddi rahatsızlıklar da yaşayabilirler. Bu durumda ne olacak?
Eğer rahatsızlığınız daha büyük ölçekliyse, olumsuzluğu ve seyri ağır ise o zaman zaten bir insan olarak, deyim yerindeyse, rezilliğin her türlüsünün içerisine düşmüş oluyorsunuz. Çünkü büyük ölçekli bir sorun, bütünüyle zaten maddi olarak da manen de insanı tüketen süreçler. Manen tüketmeye bir çözüm olmayabilir ama maddi olarak devletin o süreçlerin her birinde sizin üzerinize biniyor olması hakikaten çok kabul edilebilir bir şey değil.

Neden tepkisiz insanlar?
Yıllar içerisinde “vatandaş” olma kimliğinden “müşteri” olma kimliğine doğru bir yol aldığımız için aslında bunun doğallığını da yitirmiş durumdayız. Yani “bir şey vermek durumundayız, vermeden de olmaz ki” noktasına geldik. “Neden vermeliyiz?” sorusunda zorlanıyoruz. Verdiğimiz her para aslında bize yol, su, elektrik ya da sağlık ve eğitim olarak dönmüyor. Birilerinin karlarına kar katmak üzere bir sisteme, bir havuza doğru akıyor.
Hal böyle olunca, sağlık hizmetlerinin yıllardır dilimize pelesenk ettiğimiz ticarileştirilmesi de temel zemin olunca, sunulan hizmetin de giderek vatandaşın sağlığı yerine önce o işletmenin kar etmesini önceleyen bir formata dönüştüğünü görüyoruz.

Hükümet mevcut uygulamaları genelde “Bıçak parasını kaldırdım, herkes istediği hastanede hizmet alabiliyor” diyerek açıklıyor. Bu konuda ne söylersiniz?
İnsanlar, “bıçak parası” denen şeyi eskiden verip de şimdi vermiyorlarsa ne güzel. Bunu vermeyip mevcut gelirleri kendi ceplerinde kalıyorsa bu da güzel, söyleyecek hiçbir şey yok. Aksine destekleriz de. Ama biz İçişleri Bakanlığının, Emniyet Genel Müdürlüğünün, Kaçakçılık ve Organize İşler Daire Başkanlığının 2010 raporuna baktığımızda görüyoruz ki en fazla yolsuzluk olan alanların başında sağlık geliyor.
İkincisi, bir iki ay önce Çalışma Bakanı Faruk Çelik diyor ki; “Tedavi ve ilaçtaki savurganlık 4.1 milyar TL”. AKP Hükümetinin ilk yıllarında değiliz, 10. yılındayız. Tedavi ve ilaçtaki savurganlık 4.1 milyar TL ise bunu yapanı tut kulağından at!
Eğer hekimler ve eczacılar tek başına bunu yapıyorsa, biz biliriz ki sistem buna uygun bir yapıya sahip olduğu içindir. Kurduğunuz sistem savurganlığı özendiren bir sistem.
Bıçak parası denen şeyi kaldırdınız ama birden fazla kalemde, başka başka kanallarla, görünmeyen, çok daha fazla parayı vatandaştan toplayıp yoksullaştırdığınız bir süreci kurdunuz. Bıçak parası alınmasın. Vergi, artı prim, artı ilave ücret dedikleriniz ne parasıdır?
Bu ilave ücretler yakında kamu hastanelerine de gelecek. Çünkü kimi kamu hastanesi de “Biz çok iyi bir hizmet sunuyoruz, biz de ilave ücret alıyoruz” diyecek.
“Hoca farkı” diye bir şey vardı, Sağlık Bakanı 2010 Ocakta “Bunu kaldırdım” demişti. Şimdi de geri getirmek üzere bir yasa teklifi verdiler. Dolayısıyla “kaldırdık” dedikleri her şeyi yeniden devreye sokmuş oldular. Hepsini topladığınızda ortaya çıkan meblağ belki bıçak parasını da aşacak.
Ayrıca, “ilave ücret” adı altında yine operasyonu kime yaptıracaksanız ona göre para verdiğiniz bir süreci yaşıyoruz. Bütün sağlık kuruluşlarına gidebilirsin ama parana göre gideceksin. Yani eşitsizlik parada! Bu dün de vardı, bugün de var. Vatandaş olma halinden müşteri olma haline geçince de insanlar para ödemeyi bir gerçeklik olarak kabul ediyorlar. Başarıları da zihin dünyamızda yaptıkları bu değişiklikle ilgili gibi gözüküyor.

2012 hekimler ve sağlık çalışanları açısından ne getirecek?
Çalışanlar açısından da öncelikli sorun örgütlenme sorunudur. Türkiye’de örgütlenme noktasında olumlu bir seyir yok. Bunun da iki tarafı var. Birincisi, bizden kaynaklanan olumsuzluklar, çünkü örgütlenme bu alandaki sendikaların, derneklerin, meslek örgütlerinin çabalarıyla ilgili bir süreç.
İkincisi, bir irade olarak Hükümetin çalışanların haklarını savunacağı örgütlere yaklaşımı. Türkiye ILO’da bu açıdan kara listede. Yine haftalık çalışma saati itibariyle OECD ülkeleri arasında en uzun süre çalışılan ülke yine Türkiye.
Avukatların bile toplu halde gözaltına alınıp tutuklandığı bir ülkedeyiz. Bu açıdan baktığımızda örgütlenmeyi geçtik, savunma hakkımız bile tehdit altında. Dolayısıyla örgütlenmeden kaçılan, kaçınılmak zorunda hissedilen bir Türkiye ortamındayız.
“Hiçbir partinin arka bahçesi olmadığı” Hükümet yetkililerince şaret edilen sendikalara giderseniz örgütlenme özgürlüğünüz var. Bunların dışındaki bütün sendikalar, örgütlenme açısından sıkıntılı.
Sağlık alanında 2 Kasımda çıkan kararname ile 850 kamu hastanesini ilgilendiren Kamu Hastane Birlikleri uygulaması karar altına alındı. Sözleşmeli çalışmayı getiren ve süre içerisinde bütün çalışanları kapsayacak bir dönüşüm gerçekleştiriliyor. Çalışanların bütün haklarına saldıran bir Hükümet ve onun uyguladığı program, buna karşı direnip çalışanların haklarını geliştirmeye yönelen bir kuvvet var. Bu ikisinin arasında bir süreç yürüyor.
Geldiğimiz noktada bunun özel dönemsel bir formu olarak meclisler kurmayı önerdik. Bunun adına sokak meclisleri, sağlık meclisleri, sağlık hakkı meclisleri her ne derseniz deyin ama herkesin vekil olarak değil asil olarak katılabileceği; birlikte ortak bir tutum almak için tartıştığı meclisleri örgütlemeyi hedef koyuyoruz. Eğer burada başarılı olabilirsek ki biz buna yürekten inanıyoruz, o zaman buralar sorunlarımızın çözümü için önüne aktif eylemleri koyan bir hale dönüşecek. Ve biz herhangi bir kurumu sendika olsun, meslek örgütü olsun, bunları aşan bir zemini tesis etmiş olacağız.

Sultan Özer / Fatma Keskintimur
evrensel.net

Bu haber toplam 1326 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim