Avrupa genelinde hükümetler, iş gücü verimliliğini artırmak ve sosyal güvenlik sistemlerinin üzerindeki mali yükü hafifletmek adına en hassas konulardan biri olan "hastalık izinleri" için düğmeye basıyor. Almanya’da Başbakan Friedrich Merz’in geçtiğimiz hafta ekonomiyi canlandırma hedefiyle açıkladığı yeni reform paketinin en çok tartışılan maddesi netleşti. Yeni düzenlemeye göre Almanya’da çalışanlar, hastalandıkları ilk günden itibaren resmi bir sağlık raporu sunmadan işe gelmeme hakkını tamamen kaybediyor.
Mevcut yasal düzende Alman işçiler, doktora fiziki olarak gitmeden dahi alabildikleri sağlık raporlarıyla 3 güne kadar evde kalabiliyor ve 6 haftaya kadar maaşlarını patronlarından eksiksiz olarak alabiliyorlardı. Başbakan Merz’in, ülkedeki hastalık izni oranlarının alarm verdiğini ve bu durumun ulusal verimliliğe ağır darbe vurduğunu savunarak başlattığı bu yeni dönem, Avrupa'nın diğer ülkelerindeki esnek ve katı modelleri de tartışmaya açtı.
Komşu Polonya Da Çemberi Daraltıyor
Sistemin suistimal edildiğini düşünerek yasal barajlar kuran tek ülke Almanya değil. Komşusu Polonya da sahte veya haksız hastalık izinlerine karşı radikal bir adıma hazırlanıyor. Polonya’da normal şartlarda hastalık iznine ayrılan personele ilk günden itibaren maaşının yüzde 80’i, eğer rahatsızlık iş kazası veya meslek hastalığı kaynaklıysa yüzde 100’ü ödeniyor. Ancak Varşova yönetimi, izin sürelerinin manipüle edilmesini önlemek amacıyla, hastalık izninin ilk 14 gününü dolduran her çalışana yasal olarak "zorunlu sağlık kontrolü" şartı getirmek için kolları sıvadı.
İngiltere ve İsveç En Esnek Ülkeler Arasında
Avrupa’nın kuzey ve batısında ise işçilere sağlık raporu sunmaları için çok daha geniş bir tolerans tanınıyor. İngiltere’de bir çalışanın işverene tıbbi rapor sunması için kesintisiz olarak 7 günden fazla işe gitmemiş olması gerekiyor. Bu esnekliği savunan tıp otoriteleri; hafif seyreden grip, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda gereksiz doktor ziyaretlerinin önlendiğini, hastane bekleme salonlarında enfeksiyon yayılım riskinin düştüğünü ve Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Sistemi üzerindeki iş yükünün hafiflediğini belirtiyor. Ancak İngiltere modelinin madalyonunun diğer yüzünde ciddi bir maddi kesinti var; ülkede yasal asgari hastalık ödeneği haftada sadece 123 sterlin ile sınırlandırılmış durumda.
Benzer bir esneklik İsveç’te de hüküm sürüyor. İsveçli çalışanların rapor ibraz etmesi için tam 8 günlük süreleri bulunuyor ve bu raporda hastalığın açık teşhisinin yazılması bile zorunlu tutulmuyor. İsveç’te ilk iki hafta boyunca maaşın yüzde 80'i işveren tarafından ödenirken, 14. günden sonra devreye sosyal güvenlik kurumu giriyor.
Akdeniz Ülkelerinde Kademeli Sistemler Uygulanıyor
Fransa, İtalya ve İspanya gibi Güney Avrupa ülkelerinde ise kurallar hem bürokratik hem de sektörel sözleşmelere göre ciddi farklılıklar gösteriyor. Fransa'da sağlık raporunu işverene teslim etmek için yasal süre 48 saat olarak uygulanırken, devlet veya işveren çalışanın günlük temel ücretinin en fazla yüzde 50'sini karşılıyor. İspanya ise kısa vadeli izinlerde en cömert sistemlerden birine sahip olmasıyla öne çıkıyor. Hastalığın ilk 3 günü çalışana hiç ödeme yapılmazken, sonraki bir ay boyunca maaşın yüzde 60’ı, iznin 20. gününden itibaren ise yüzde 75’i net olarak hesaplara yatırılıyor.
İtalya’da ise işçinin rapor sunmak için 48 saati bulunuyor ve ilk 3 günün ödenip ödenmeyeceği tamamen toplu iş sözleşmelerine bağlı kalıyor. 4. günden itibaren ilk ayın sonuna kadar maaşın yarısı ödenirken, sonraki 5 ayda bu oran yüzde 67’ye çıkıyor. Hizmet ve konaklama sektöründe ise işçiye tüm izin dönemi boyunca maaşının yüzde 80'i garanti ediliyor.
Macaristan En Katı Model Olarak Dikkat Çekiyor
Almanya yeni getirdiği ilk gün raporu uygulamasıyla Avrupa'da aslında yalnız kalmayacak. Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de bu katı kurallar uzun süredir ödün vermeden uygulanıyor. Macar işverenler, personelin işe gelmediği ilk dakikadan itibaren resmi hekim raporu talep ediyor. Macaristan’da çalışanlar hastalık izinlerinin ilk 15 gününde maaşlarının yüzde 70'ini alabilirken, ilerleyen günlerde bu oran yüzde 50 ila yüzde 60 bandına kadar geriliyor.
Küresel ölçekte bakıldığında, Avrupa'daki bu sosyal devlet koruma kalkanı ve ücretli izin modelleri, eyaletlerinin yarısından fazlasında yasal olarak hiçbir ücretli hastalık izni hakkı bulunmayan Amerika Birleşik Devletleri ile kıyaslandığında, her şeye rağmen çalışan lehine çok daha kapsamlı bir koruma ağı sunmaya devam ediyor.



















































