Son dönemde Hollywood ünlülerinden sosyal medya fenomenlerine kadar dünya genelinde milyonlarca insanın adeta birer "mucize" gözüyle baktığı yeni nesil zayıflama ve kilo verme ilaçları, tıp dünyasında çok ciddi bir masaya yatırıldı. Bugüne kadar hep tartıda kaç kilo verdirdiğiyle gündeme gelen bu popüler tedavilerin, bireylerin gerçek yaşam kalitesi ve genel sağlığı üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde incelendi. Saygın tıp dergisi The BMJ (British Medical Journal) tarafından yayımlanan çığır açıcı yeni bir mega araştırma, obezite ilaçlarının sunduğu faydaların tartıdaki o aldatıcı rakamların ötesine çok da geçemeyebileceğini ve ciddi riskleri de beraberinde getirdiğini gözler önüne serdi.
100 Bin Katılımcı ve 262 Klinik Deneme İncelendi
Obezite ve kilo kontrolü alanında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı analizlerden biri olan bu dev çalışma; yaklaşık 100 bin katılımcıyı, 19 farklı etken maddeyi ve tam 262 bağımsız klinik denemeyi mercek altına aldı. Elde edilen veriler, zayıflama pazarındaki pembe tabloyu sarsacak cinsten oldu. Araştırmacılar, ilaçların dozu ve dolayısıyla sağladığı kilo kaybı miktarı arttıkça, buna paralel olarak hastalarda görülen yan etkilerin ve tedaviyi yarım bırakma (terk etme) oranlarının tutarlı bir biçimde tırmandığını saptadı. Raporun en çarpıcı kısmını ise şu cümle oluşturdu:
“İncelenen etkin maddelerin çok büyük bir kısmı hastaların genel yaşam kalitesini klinik olarak anlamlı ölçüde iyileştirmiyor ve sanılanın aksine çok azı kalp-damar sağlığı açısından ek bir fayda gösteriyor.”
Yaşam Tarzı Değişikliğinden Daha Fazlasını Sunmuyor
Klinik denemeler boyunca katılımcılara, tıp dünyasında standart olarak kabul edilen ve bireyin fiziksel-ruhsal durumunu ölçen "sağlıkla ilişkili standart yaşam kalitesi anketleri" doldurtuldu. Bilim insanları, bu anketlerden elde edilen skorların kilo verdirici ilaçlar kullanıldığında ne kadar değiştiğini, ilaçsız sadece düzenli diyet ve egzersiz (yaşam tarzı değişiklikleri) yapan hastaların skorlarıyla kıyasladı. Sonuç oldukça şaşırtıcıydı; piyasadaki en popüler ve en pahalı başlıca tedavilerin genelinde, yaşam kalitesi skorlarında klinik açıdan kayda değer ve fark yaratan bir iyileşme saptanamadı.
İncelenen tüm tıbbi formüller arasında; Mounjaro ve Zepbound’un temel bileşeni olan "tirzepatid" ile henüz resmi olarak klinik kullanım onayı almamış olan "CagriSema" isimli yeni formül, fazla kilolu yetişkinlerde vücut ağırlığını en agresif ve en fazla azaltan ilaçlar olarak zirvede yer aldı. Pazarın en bilinen markaları Ozempic ve Wegovy’de kullanılan deri altı "semaglutid" molekülü ise ölüm oranlarını ve büyük kalp-damar krizlerini (kalp krizi, inme) azaltmaya yönelik elinde en güçlü bilimsel kanıtı bulunduran ilaç olarak öne çıktı.
Kas Kaybı (Yağsız Vücut Kütlesi) Erken Ölümü Tetikliyor
Ancak hem tirzepatid hem de semaglutid kullanan hastalar için çok ciddi bir ortak biyolojik tehlike tespit edildi. Her iki popüler etken maddenin de vücuttaki yağ dokusunun dışında kalan toplam ağırlık, yani kemik ve kas yapısı anlamına gelen "yağsız vücut kütlesinde" zararlı seviyelerde azalmaya yol açtığı kanıtlandı. Tıp literatüründe düşük kas ve yağsız kütle oranı; ileri yaşlarda ani düşme, kemik kırılmaları, metabolizmanın yavaşlaması ve en önemlisi de erken ölüm riskinin artmasıyla doğrudan bağlantılı kabul ediliyor. Araştırmacılar, incelenen denemelerin çoğunda takip süresinin kısa olduğuna dikkat çekerek, bu yeni nesil ilaçların insan vücudundaki uzun vadeli tahribatlarını veya etkilerini tam olarak anlayabilmek için çok daha uzun yıllar sürecek ek araştırmalara acilen ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
"Tartı Hikayenin Sadece Bir Kısmını Anlatır"
Çalışmanın sonuçları tıp dünyasında büyük bir tartışma başlatırken, obezite tedavisinin sadece kilo vermekten ibaret olmadığı gerçeği yeniden yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Çalışmaya dahil olmayan Cambridge Üniversitesi’nden uzman Marie Spreckley, yaşam kalitesi bulgularının çok hassas yorumlanması gerektiği uyarısında bulunarak, "Yaşam kalitesi son derece karmaşık bir kavram ve kişiden kişiye değişiyor. Standart testler değerli veriler sunsa da obeziteyle yaşayan bireylerin günlük tedavi deneyiminin, psikolojisinin ve sosyal hayatının tüm yönlerini tam olarak yakalayamayabilir" dedi.
Konuya ilişkin en net ve çarpıcı yorum ise Tufts Üniversitesi’nden ünlü araştırmacı José M. Ordovás’tan geldi. Bu çalışmanın tıp camiasının halihazırda bildiği gizli gerçeklerle tamamen örtüştüğünü belirten Ordovás, şu uyarılarda bulundu:
"Evet, bazı yeni ilaçlar vücutta gerçekten çok ciddi oranlarda kilo kaybına yol açıyor. Ancak unuttuğumuz çok büyük bir detay var: Sırf kilo vermiş olmak, sağlığın diğer tüm biyolojik ve ruhsal yönlerinin de otomatik olarak mükemmelleştiği veya iyileştiği anlamına gelmez. Tartı bize hikayenin sadece bir kısmını anlatır, tamamını değil. Obezite tedavisinde başarı, sadece hastanın kaç kilo verdiği üzerinden değil; kişinin genel sağlık durumu, organ işlevselliği, hareket kabiliyeti ve günlük yaşam kalitesiyle ölçülmelidir."





















































