Ülkemizde koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasında özel sağlık kuruluşlarının üstlendiği rol son derece kıymetlidir. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Yönetmeliği ile Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında yürütülen ruhsatlandırma süreçleri, halk sağlığının korunması ve hizmet kalitesinin artırılması adına kritik öneme sahiptir.
Bununla birlikte, son düzenlemeler neticesinde uygulamaya konulan poliklinik ve müesseselerin müstakil binalarda kurulması şartı, özellikle fiziki altyapı hazırlıklarını önceden tamamlamış veya ruhsatlandırma aşamasında olan yatırımcılarımız açısından sahada bazı öngörülemeyen güçlükleri beraberinde getirmiştir.
Mevzuatın Uygulama Süreci ve Hukuki Çerçeve
Kat Mülkiyeti Kanunu Çerçevesi: Düzenlemeye esas teşkil eden 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca;
634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu - Madde 24 / Fıkra 2 |
Kat Mülkiyeti Kanunu'nda yer alan bu hüküm, toplu yapılarda kat maliklerinin haklarını gözetmekle birlikte, sağlık hizmetlerini doğrudan kısıtlayan bir nitelik taşımamaktadır. Geçmiş yıllardaki idari uygulamalarda, fiziki şartları ve hasta güvenliğini sağlayan bağımsız bölümlerde poliklinik ve radyoloji birimlerinin açılışına imkân tanınmış ve bu durum sektörde uzun süreli bir idari istikrar algısı oluşturmuştur.
İdari Süreklilik ve Güven İlkeleri: Gerekli standartlara sahip alanlarda hizmet veren sağlık kuruluşlarının, değişen uygulama kararları nedeniyle durumlarının yeniden değerlendirilmesi, hem yatırımcı güveninin korunması hem de idari uygulamalarda sürekliliğin sağlanması açısından önem arz etmektedir.
Sosyo-Ekonomik Koşullar ve Sahadaki Yansımalar
Metropol Şehirlerde Gayrimenkul Kısıtları: İstanbul gibi büyükşehirlerimizde gayrimenkul yapısı, imar koşulları ve yüksek kira maliyetleri dikkate alındığında, poliklinik standartlarına uygun müstakil bina temin edilmesi son derece güçleşmektedir.
Özellikle Şişli, Beşiktaş, Kadıköy gibi hasta sirkülasyonunun ve sağlık hizmeti talebinin yoğun olduğu merkezi ilçelerimizde, hem deprem yönetmeliğine ve fiziki şartlara uygun hem de ekonomik açıdan sürdürülebilir kira bedellerine sahip müstakil binaların bulunması oldukça kısıtlıdır. Yüksek kira ve işletme giderleri, orta ölçekli sağlık yatırımlarının sürdürülebilirliğini zorlaştırmaktadır.
Tamamlanan Yatırımlar ve Finansal Yük: Önceki dönemdeki idari uygulamaları ve mevzuat esnekliğini esas alarak gayrimenkul kiralayan, satın alan veya yüksek tutarlarda dekorasyon ve medikal altyapı yatırımı yapan girişimcilerimiz, ruhsatlandırma süreçlerinin aksaması nedeniyle ciddi bir finansal yükle karşı karşıya kalmış durumdadır. Hazır hale getirilmiş tesislerin hizmete girememesi, atıl kalan milli servet ve istihdam kaybı açısından da üzüntü vericidir.
Makamınızdan Arz ve Taleplerimiz
Sağlık hizmetlerinin kalitesinden ve hasta güvenliğinden ödün verilmeksizin, orta ölçekli yatırımcılarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi ve sağlık hizmetine erişimin kolaylaştırılması amacıyla aşağıdaki hususların Bakanlığınızca değerlendirilmesini istirham ederiz:
1. Müstakil Giriş Düzenlemesi: Müstakil bina şartı yerine; bina sakinlerini ve hasta dolaşımını rahatsız etmeyecek şekilde 'müstakil/bağımsız girişi' ve yeterli fiziki altyapısı bulunan bağımsız bölümlerin poliklinik ve müesseseler için yeterli sayılması,
2. Kazanılmış Haklar ve Geçiş Hükümleri: Düzenleme öncesinde taşınmaz edinen, kiralama yapan, projesi onaylanan veya ruhsat başvurusu devam eden yatırımcılar için müsned hak ilkeleri gözetilerek makul bir geçiş veya muafiyet süresinin tanınması,
Ülke ekonomisine, istihdama ve sağlık sektörüne katkı sağlayan yatırımcılarımızın durumunun Sayın Bakanlığınız yetkililerince tekrar ele alınarak yapıcı bir çözüm getirilmesi hususunu saygılarımla arz ederim.
Toparlamaya Çalışırsak;
*Sağlık Yatırımlarında Bina Şartı Yeniden Düşünülmeli*
Sağlık hizmetlerinde kaliteyi yükseltmek, hasta güvenliğini korumak ve denetlenebilir bir yapı kurmak hepimizin ortak beklentisi. Bu nedenle özel sağlık kuruluşlarının ruhsatlandırılmasında belirli standartların aranması son derece doğal.
Ancak bu standartların sahadaki karşılığı da değerlendirilmek zorunda. Bir düzenlemenin amacı kadar, uygulanabilirliği ve ortaya çıkardığı sonuçlar da önem taşıyor.
Sağlık hizmetinin sunulacağı yapının güvenli olması elbette vazgeçilmez. Bununla birlikte, aynı güvenlik ve hizmet koşullarının bağımsız girişli, uygun fiziki altyapıya sahip bir bölümde sağlanıp sağlanamayacağı da tartışılmalı.
Çünkü mesele yalnızca bir binanın tamamının sağlık kuruluşuna ayrılması değil; hastanın o kuruluşa güvenle ulaşabilmesi, hizmetin uygun koşullarda sunulması ve binanın diğer kullanıcılarının haklarının korunmasıdır.
İstanbul gibi büyükşehirlerde bu tartışma daha da anlam kazanıyor. Şişli, Beşiktaş ve Kadıköy gibi merkezi ilçelerde sağlık hizmetine ihtiyaç duyan nüfus yoğun. Buna karşılık uygun konumda, güvenli, gerekli fiziki koşulları karşılayan ve makul maliyetlerle işletilebilecek müstakil bir bina bulmak yatırımcılar açısından kolay değil.
Yüksek kira bedellerine tadilat, tıbbi cihaz, personel ve diğer işletme giderleri de eklendiğinde, orta ölçekli bir sağlık yatırımının sürdürülebilirliği zorlaşıyor. Yer seçimini daraltan şartlar, hizmetin vatandaşın kolay ulaşabileceği bölgelerde sunulmasını da güçleştirebiliyor.
Konunun bir diğer boyutu ise hazırlıklarını daha önce tamamlamış yatırımlar.
Sektörden iletilen talepler, önceki uygulamaları esas alarak taşınmaz kiralayan veya satın alan, projelendirme yapan, tıbbi altyapısını hazırlayan yatırımcıların ruhsatlandırma sürecinde belirsizlik yaşayabildiğini gösteriyor. Bir tesisin hizmete hazır olduğu hâlde açılamaması, yatırımcı açısından kira, finansman ve bekleyen cihaz maliyeti anlamına geliyor. Sağlık hizmeti ve istihdam bakımından da değerlendirilmesi gereken bir kayıp ortaya çıkıyor.
Elbette yatırım yapılmış olması, hasta güvenliğine ilişkin şartların göz ardı edilmesini gerektirmez. Ancak değişen koşullara uyum için makul bir geçiş düzeni kurulması, idareye duyulan güven ve yatırım ortamının öngörülebilirliği açısından değerlidir.
Bu nedenle iki önerinin Sağlık Bakanlığı tarafından değerlendirilmesinin yararlı olacağı kanaatindeyim.
İlki, bağımsız girişi bulunan ve gerekli bütün teknik koşulları sağlayan bölümler için alternatif bir ruhsatlandırma modelinin ele alınmasıdır. Böyle bir modelde yapısal güvenlik, yangın tedbirleri, erişilebilirlik, hasta dolaşımı ve sunulan hizmetin gerektirdiği özel koşullar açık biçimde tanımlanabilir. Bina sakinlerinin hakları ve ilgili mevzuat yükümlülükleri de değerlendirme sürecinin ayrılmaz parçası olmalıdır.
İkincisi ise düzenleme öncesinde yatırım sürecine girmiş kuruluşların durumlarının, başvuru ve hazırlık aşamaları dikkate alınarak incelenmesidir. Her dosyanın koşullarına uygun bir geçiş süresi veya uyum mekanizması, belirsizliklerin giderilmesine katkı sağlayabilir.
Sağlık alanında iyi düzenleme, yüksek standartları uygulanabilir koşullarla buluşturabilen düzenlemedir. Bakanlığın sektör temsilcileriyle birlikte sahadaki örnekleri incelemesi, hem kamu yararını hem de hizmetin sürdürülebilirliğini gözeten çözümlere kapı açabilir.
Hasta güvenliğini merkeze alan, yatırımcıya öngörülebilir bir yol gösteren ve vatandaşın sağlık hizmetine erişimini kolaylaştıran bir yaklaşım hepimizin yararınadır. Müstakil bina şartına ilişkin taleplerin de bu anlayışla yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
































