• BIST 101.849
  • Altın 259,118
  • Dolar 5,6360
  • Euro 6,3235
  • Ankara 25 °C
  • İstanbul 26 °C
  • Bursa 26 °C
  • Antalya 30 °C
  • İzmir 30 °C

Bir psikopatoloji örneği olarak oy verme davranışı...

Dr.Recai Yahyaoğlu

Oy verme davranışı; kişilerin oy sandıklarına gidip orada kendi başlarına özgürce seçme hakkını kullandıkları bir davranış biçimidir. Demokrasiler için son derece önemlidir. Bireylerin her seçimde sadece bir oy verme hakkına sahip olması ve bunu yaşamış olduğu köyünde, ilçesinde ya da kentinde kullanması Anayasa tarafından güvence altına alınmış bir haktır. 

Kişinin mesleğine, eğitim durumuna, etnik farklılığına ya da diğer farklılıklarına bakılmaksızın oy verme hakkına sahip olması yaşadığı ülke ve topluma aidiyeti açısından da değerli bir davranıştır. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu gösterir. Zira bir ya da birkaç kişinin değil geniş kitlelerin tercihini belirler. Demokrasiye inananlar buna saygı duymak zorunda kalır ve çoğunluğun seçtiği politikacılar yönetime gelirler… 

30 Mart Belediye Başkanlıkları için yapılacak seçimler öncesinde şimdiye kadar hiç rastlanmadığı kadar enteresan sürprizlerle karşılaşılmaktadır. Seçim tarihine birkaç ay olmasına rağmen estirilen türbülans pek çok insanı bu seçimlerin tarihi önemde olacağına ikna etmiş bulunuyor. İktidar partisine karşı muhalefet partileri bazı illerde ortak hareket etme kararı almış bulunuyorlar. Bunu aşağıda linkini verdiğim haber7.com da Prof. Dr. Osman Özsoy çeşitli örneklerle açıklıyor... 

Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler hocanın yazdığı yazıları okuyabilirler. Çünkü hoca bu konuda birden fazla makale yazmış. Şu anda okuduğunuz bu yazı olaya seçmenler cephesinden bakmakta ve bunun onlar adına nasıl bir psikolojik davranış olduğunu açıklamaya çalışmaktadır. Çünkü konu insan psikolojisini ve zihinsel sağlığını ilgilendiriyor. Bir bakıma bu çabamıza oy verme davranışının psikolojik arka planını açıklamak denebilir… 

Açıkça dillendirilmese de iki partinin gizli aldığı bu karar aynı zamanda davranışlarına ve seçim taktiklerine bakıldığında, seçtikleri adayları belirlemeleri incelendiğinde açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu durum aslında ne anlama gelmektedir? Yani bizler bu senaryodan neler anlıyoruz? İnsan sağlığı açısından bu durum ne anlama geliyor? Kişiliklerimizi gelecekte nasıl etkiler? Çünkü bu partilerin birisi solda diğeri sağda yer almaktadırlar… Üstelik siyasi tarihimizde pek çok kereler ciddi tartışma ve kavgalara sahne olmuş partilerdir… 

Bu tavır en basit ifadeyle her iki parti tarafından da seçmenlerinin kullanacakları oylara ipotek koymak anlamına gelmektedir. Çünkü güçlü olan partinin seçmenleri bazı illerde ve hatta büyük şehirlerde kendi partisine oy verirken, güçlü olmayan diğer partinin seçmenleri hiç istememelerine rağmen diğer partinin adayına oy vermek zorunda kalacaklardır. Her ne kadar açıkça ilan edilmese de son yerel seçimlerde yaşandığı üzere partili seçmenler bu taktikleri bir şekilde öğrenmenin yolunu bulmaktadırlar… 

“Parti özdeşleşmesi, temel toplumsal ve ahlaksal değerler, ırksal tutumlar ve başka yaşamsal eğilimler gibi temel siyasal tutumlar yetişkinlikten önce kazanılır görünmektedir” (Hyman, 195, Taylor ve diğerleri, 2010). Yaşamın erken dönemlerinde kazanılan parti özdeşleşmesi ve toplumsal ahlaksal değerlerin hiçe sayılması anlamına gelecek bu seçim ittifakları kazanmak için her şeyi mubah gören hastalıklı anlayışı ifade etmekle birlikte toplumsal psikoloji ve iyi hissetmeyi olumsuz etkiler… 

Bir insan için sevmediği bir partiye oy vermek aslında kendi kendisine yaptığı zulümdür... Özgür bir birey için bu durum adeta bir aşağılanmadır... Örneğin Anadolu'da bir ilde güçlü olan partinin adayına o ilde güçsüz olan diğer partinin seçmenleri oy vermeye teşvik edilmektedirler… Bu durum parti özdeşleşmesine vurulan en büyük darbedir. İdeolojisine, yaşam biçimi ve felsefesine taban tabana zıt bir partiye insanın oy vermesi kendi özgün duruşu ve kişiliğine yaptığı bir saygısızlıktır… 

Bu durum demokrasiye bir darbe ya da ihanet anlamına da gelmektedir. Biraz daha ileriye gidecek olursak insanın kendi kendisini hiçe sayması anlamını da taşır. İnsan oyunu satar mı? Bu durum bir bakıma insanın kendi düşünce ve ideallerine ihanet etmesi, kendi özgür tercihini kısıtlaması, kendi düşünce ve ideallerini satmasıdır. Hayata karşı duruşumuz onurumuzdur. Doğru duruşu olmayanın doğru bir hedefi olamaz. Hayatta özgün kendimize has duruşumuzla durmayacaksak ne için ve nasıl bir duruş sergileyeceğiz? 

Seçmenler bu şekilde davranmak zorunda olduklarında hiç benimsemedikleri ve hatta yıllardır gıcık oldukları bir partinin adayına oy vermek zorunda kaldıklarında bunun vicdan azabını nasıl giderebileceklerdir? Değinmek istediğimiz en önemli can alıcı konu da burasıdır. Bu durum belki ilk başlarda anlaşılmayabilir. Fakat yıllar boyunca lanetli bir düşüncenin zihne yapışmasına ve kendi özüne aykırı davranmanın acısına katlanmak zorunda kalacaklardır. 

Kendi isteğinin dışında oy vermek zorunda kalan insanların ruh sağlıklarının sağlam kalması mümkün değildir. Bir Fenerbahçeli başka bir takımla oynayan Galatasaray’ı bu oyunda destekler mi? Ya da tam tersi… Örneğin kırmızıyı seviyorken hayır ben bu kez kırmızıyı değil de sarıyı seveceğim diyebiliyor muyuz? Desteklemek ve tercih etmek noktasında tutumlarımızdan vazgeçmiyoruz. Takım taraftarlıklarında katı olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Çünkü FB’li bir kişinin GS’lı olması bir bakıma kendi kendisine ihaneti gibi algılanıyor… 

Tarih boyunca insanlar çeşitli şekillerde kendilerini ifade etmişlerdir. Resim, müzik, sanatsal faaliyetler gibi bunlara sayısız örnek vermek mümkündür. İnsan anarşistlik yaparken bile kendisini ifade ediyordur. İnsanlar belki de bunlardan çok daha fazla önem verdikleri özgün ideolojik düşünceleriyle kendi kendilerini ifade etmeyi tercih ederler. Kendimizi en doğru ve meşru ifade edişimizi sandık başında ve vicdanımızla baş başa olarak yaparız. Bugün dünyamızda en belirgin kendini ifade ediş tarzı düşünce ve tercihlerdeki farklılıkları ortaya koymakla yapılıyor… 

“Son yıllarda ideolojik kendini özdeşleştirmenin particilik siyasetindeki önemi giderek artmaktadır” (Abromowitz ve Saunders, 1998). Nitekim siyaset tek başına ideolojik bir konu olmasa bile önemli oranda ideolojinin belirleyiciliği altındadır. “Özellikle genç seçmenler, siyasal partilerini giderek daha fazla ideolojik özdeşleşmeleri temelinde seçmektedirler ve ideolojik olarak daha önceki kuşaklardan daha uçlara kaymışlardır” (Miller, 1992).
 
Tarihimizde belki de ilk kez bu seçimde büyük şehirlerimizde partiler kendi adaylarını başka bir siyasi partiye mensup insanlardan belirlemeyi tercih ettiler. Bir önceki seçimde rakip partiye hakaret eden bir politikacı şimdi o partinin bayrağını sallamaktadır. Bu durum hem Demokrasimiz açısından hem de kitlelerin psikolojileri bakımından sağlıklı değildir. İnsanları ikiyüzlülüğe, yalan söylemeye, içi dışı farklı bir tavır ve tutum içinde bulunmaya teşvik etmek anlamına gelmektedir… 

Prof. Dr. Osman Özsoy'un makalesinden anlaşıldığı üzere insanlar birçok ilde özgür iradelerini kullanamayacaklardır. Bu durum psikolojik açıdan çok sakıncalıdır. Oy verme davranışının temel mantığını zedeler ve demokrasiyi kötürümleştirir… Günü ya da seçimi kurtarma telaşıyla alınmış bu kararlar insanların ruhsal boyutta kendi kendileriyle çelişmelerine neden olur… 

Üstelik bu durum oy verme davranışında bulunanların özgün iradelerini sandığa yansıtamamalarına bağlı olarak insanlarda gizli ama etkili bir psikolojik travmaya da neden olacaktır. Bu şekilde yapılan oy verme davranışı ahlaki ve vicdani değildir. Kızmak, kırıp dökmek, bağırıp çağırmak gibi oy verme davranışı da kendini ifade etme aracıdır ve burada insanların kendilerini ifade etmelerine engel olunmaktadır… 

Bir insan sandığın başına oy vermek için gittiğinde kabin içinde kendisi, mühür ve evrakıyla baş başa kaldığında vicdanının sesine kulak vererek oy kullanmakta ve isteğini özgürce sandığa yansıtmaktadır. Bu davranış halk iradesinin gücüdür. Bireysel tercihlerimiz kitlelerin tercihini, kitlelerin tercihi iktidarın tespitini yapmakta ve kimsenin karşı koyamayacağı halk iradesi böylelikle ortaya çıkmaktadır. Seçilmişlerin gücü direkt halkın/milletin iradesinden kaynaklandığından TBMM'de 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ibaresi başköşede bulunmaktadır... 

Bu iki parti seçmelerine bir bakıma ben burada başarılı değilim siz gidin aslında normal hayatta karşı olduğunuz diğer partiye oy verin demektedirler. Bana oy verirseniz oyunuz boşa gidecek ve bu ilde ya da büyük şehirde belediye başkanlığını kazanamayacağız. Bu başkanlığı şu parti değil de bizim destekleyeceğimiz parti kazansız çünkü onlarda bir başka yerde bizi destekleyecekler. Her ne kadar siz bizim taraftarımız ya da yoldaşımız/ülküdaşımız olsanız da tercihinizi sevmediğiniz bu partiye oy vermek suretiyle lütfen değerlendirin demektedirler... 

Bu yaklaşım sağlıklı bireyin kabullenebileceği bir davranış biçimi asla olamaz. Kitlelerin kendi özlerinden koparılmaları tam karşı istikamete doğru savrulmaları anlamına gelir. Toplumun hastalığa teşvik edilmesidir. İkinci dünya savaşında Hitler’de Almanları ciddi şekilde etkilemiş hatta pek çok Alman savaş suçları işlerken bir görev bilinciyle davranarak sadece emirleri uyguladığını ifade etmiştir.  

Oy verme davranışını görev bilinciyle kendi iradesini hiçe sayarak yapanlar geçmişin karanlığını günümüze taşımak isteyen gerici yobaz kafaların, faşist söylemlerin esiri konumuna düştüklerini daha sonra fark edeceklerdir. Kazanamayacağını bilmesine rağmen Saadet Partisi, Komünist Partisi ya da diğer ufak partileri destekleyenler onlara göre çok daha onurlu ve demokratik bir tavır içindedirler. Bu sakat davranışın ortaya çıkardığı vicdan azabı iyi bir insan için hayatının son nefesine kadar onu rahatsız eden bir davranış olmaya devam etme potansiyeli taşır…  

Türkiye’de yaşamakta olan insanımız zor oyunu bozmaya alışkındır. Geçmiş seçimlerde oy vermesi için kendisine zorla bir parti adı verilmeye çalışıldığında milletimiz oyunu o partiye değil de kendisine daha yakın gördüğü bir partiye ekseriyetle vererek bu güç odaklarının oyununu bozmayı bilmiştir. Bugünde farklı sermaye odakları, para babaları, kökü dışarıda holding patronları, sözde cemaat önderleri aynı oyunu Milletimize oynamaya çalışmaktadır. Faizlerin artması için gösterdikleri çabaları Milletimiz görmekte ve bunların tümünü seçimlerle ilişkilendirmektedir… 

Bir devlet bakanı olan ve bu seçimde büyük şehir adayı yapılan bir kişinin karşısına yakın zamana kadar aynı partiden olan fakat bu sefer farklı bir partiden aday olarak çıkarılması da demokrasinin normal kurallarına göre sakat bir tercihtir. Bu durumun seçim kurallarına göre yasak olması gerekir. Hatalı tercihlerden doğru sonuçlar çıkarmaya çalışmak hayatın genel mantığına göre yanlıştır. Bu tıpkı ben karpuz tohumundan kavun çıkaracağım demeye benzer...  

Ziraat teknolojisi ve bilimde yaşan gelişmelerden sonra bazen melezleme yöntemleriyle ortaya çıkarılan ve aynı anda farklı iki meyveye benzeyen ama ne yazık ki tat vermeyen örneklerle bugünlerde sık sık karşılaşılmaktadır. Tıpkı meyve ve sebzelerin doğal özelliklerine yapılan müdahaleler gibi, seçimlerin de demokratik yapısına bu melezleme uygulamalarıyla müdahale edilmeye çalışılmakta, seçmenlerin oy verme davranışının tadı kaçırılarak iki yanlıştan bir doğru çıkarılmaya çalışılmaktadır… 

Etki altında oy verme davranışı; kişinin öz benliği ile ayrışması bir bakıma kendisine yalan söylemesidir. Kişiyi vicdanen rahatsız etmekle birlikte hayata dair kalıcı ruhsal uyum sorununu ortaya çıkarır. Çünkü zorlama bir eylemle toplumsal uyum bozulmaktadır. Uyum sorununun biyolojide çok çeşitli yan anlamları vardır ve psikanalizde de kesin bir tanımı yoktur. İnsan sadece topluluğa uyum sağlamakla kalmaz, aynı zamanda uyum sağlaması gereken koşullara katkı sağlar. Bunun için yalancılık, öyle gibi görünmeye çalışmak değil tutarlılık esastır. 

“İnsan çevresi tarafından biçimlendirilir. Uyum bedensel ve toplumsal yatkınlık tarafından belirlenir. Edilgen değildir, boyun eğişi değil, aynı zamanda etkin bir işbirliği ve bunları değiştirme çabalarını da içerir. Bir kişinin uyum derecesi –ki sağlık kavramının örtük temeli budur- hakkında birçok etmen hesaba katılmalıdır” (Hartman, 2004). Bir kişinin uyumu boyun eğmemeyi kendi özgün duruşundan taviz vermemeyi gerektir. Oy verme davranışının bu şekilde manipüle edilmesi hem ülkemizin şimdiye kadar elde ettiği demokratik kazanımlar açısından hem de sosyal psikoloji açısından son derece sakıncalıdır. 

İnsanlar kendi başlarına bırakılmalıdırlar. Onların tercihinden korkmak insanlara yapılacak en büyük saygısızlıktır. Onları aptal yerine koymaktır. Günümüzün modern insanı kendini aşmıştır ve artık dar görüşlü değildir. Bir paket pirinç ve kömüre oyunu satacak kadar aşağılık hiç değildir. Yapılan her şeye hizmet odaklı bakmaktadır. Olumluyu desteklemekte radikal, marjinal ve uzlaşmaz olanı dışlamaktadır. Değişim ve dönüşümde benim/ülkemin menfaatine yönelik neler oldu? Sorusunu yöneltmektedir. Kim daha iyi hizmet sunar ve ilkeli davranırsa seçimlerde onu desteklemektedir… 

Shelley E.Taylor ve diğerleri, Sosyal Psikoloji, 2. Baskı, İmge Kitabevi, Ankara 2010 

Heınz Hartmann, Ben Psikolojisi Ve Uyum Sorunu ( Ego Psychology and The Problem of Adaptation), Metis Yayınları, 2004. 


http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-osman-ozsoy/1106250-chp-mhp-secim-ittifaki-basladi

Dr. Recai Yahyaoğlu
dryahyaoglu.blogspot.com 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

Su Arıtma

Tüm Hakları Saklıdır © 2006 Sağlık Aktüel | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0216) 606 17 18 - (0224) 334 1 335 | Faks : (0216) 606 17 19 | Haber Yazılımı: CM Bilişim